Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Hepimizin
yaratılış gâye ve amacı; yalnızca Allah Teâlâ'ya
ibâdet etmek ve ibâdette O'na ortak koşmamaktır.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنْسَ
إِلا لِيَعْبُدُونِ )) [ سورة الذاريات الآية: 56 ]
"Ben,
cinleri ve insanları ancak bana ibâdet etsinler diye yarattım."
(Zâriyât
Sûresi: 56)
Allah Teâlâ, kendisine ibâdet etmemiz için her birimizin
kendine has bir yol seçmek için bizi serbest
bırakmamıştır.Aksine elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-'i göndermiş, insanlara açıklaması ve onlara hidâyet
olması için büyük kitabı Kur'an-ı Kerim'i indirmiştir. Allah
Teâlâ'nın sevdiği ve râzı olduğu ibâdet, iyilik ve hidâyet
gibi, ne varsa hepsini Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bize açıklamıştır.
Müslümanlardan iki kişi, Muhammed -sallalahu aleyhi
ve sellem-'in, insanların en fazîletlisi, Allah Teâlâ'dan en çok
korkanı, O'na en çok ibâdet ve tevbe edeni olduğu konusunda ihtilaf
etmez. Bunun içindir ki muvaffak olan kimse, Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in sünneti üzere giden, O'nun yolunu takip eden ve O'nun hizâsında
gidendir.
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine
sarılmak ve O'nun yolundan gitmek, insanın tercih ve isteğine
bırakılan bir şey değildir. Aksine bu, Allah Teâlâ'nın kullarına farz
kılmış olduğu bir farzdır.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
((... وَمَا آتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ
وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانتَهُوا وَاتَّقُوا اللهَ إِنَّ اللهَ شَدِيدُ
الْعِقَابِ ))
[ سورة الحشر من
الآية: 7 ]
"Rasûl
size neyi verdiyse (hüküm olarak neyi meşrû kıldıysa)
onu hemen alın. Neyi de (almaktan veya
yapmaktan) yasakladıysa ondan hemen vazgeçin."
(Haşr
sûresi: 7)
Yine Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
(( وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلا مُؤْمِنَةٍ إِذَا قَضَى اللهُ
وَرَسُولُهُ أَمْراً أَن يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ أَمْرِهِمْ وَمَنْ
يَعْصِ اللهَ وَرَسُولَهُ فَقَدْ ضَلَّ ضَلالاً مُّبِيناً ))
[ سورة الأحزاب الآية: 36 ]
"Allah
ve Rasûlü, herhangi bir meselede (aralarında) hüküm verdikten sonra, hiçbir erkek veya
kadın mü'minin, o konuda başka bir tercihte bulunma hakları
yoktur (Allah ve Rasûlü'nün hükmüne aykırı hareket etmemeleri
gerekir.) Kim, Allah’a ve elçisine karşı gelirse, apaçık bir
sapıklığa düşmüş (doğru yoldan
uzaklaşmış) olur." (Ahzâb Sûresi: 36)
Yine Allah Teâlâ
şöyle buyurmuştur:
(( لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ
اللهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللهَ وَالْيَوْمَ الآخِرَ
وَذَكَرَ اللهَ كَثِيراً ))
[ سورة الأحزاب الآية: 21 ]
"(Ey mü'minler!) Andolsun ki sizin için, Allah'a ve
âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler
için Rasûlullah'ın (söz, fiil ve her halinde) güzel bir
örnek vardır." (Ahzâb Sûresi: 21)
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- de dînde ihdas
edilen (sonradan çıkarılan) her türlü ibâdetin ne kadar çok olursa
olsun, o ibâdetin kabul olunmayacağını ve sahibine iâde
olunacağını açıklamış ve şöyle
buyurmuştur:
(( مَنْ
عَمِلَ عَمَلاً لَيْسَ عَلَيْهِ أَمْرُنَا فَهُوَ رَدٌّ.)) [ رواه
مسلم ]
"Her kim,
işimiz (dînimiz) üzere olmayan bir iş
işlerse, o işlediği şey reddolunmuştur (bâtıldır
ve ona itibar edilmez)." (Müslim; hadis no: 1718. Âişe'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyetle).
Bu
sebeple bir amel Allah Teâlâ için hâlis
kılınmaz ve elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
sünnetine mutabık olmazsa, kabul olunmaz.
Nitekim Allah Teâlâ'nın şu sözünden murad edilen işte budur.
(( الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ
أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ ))
[
سورة الملك الآية: 2 ]
"(Ey insanlar!) Hanginizin daha iyi amel
işlediğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur.O. Azîz'dir
(O'nu âciz bırakabilecek hiçbir güç yoktur), Ğafûr'dur (O,
kullarından tevbe edeni çok bağışlayandır)."
(Mülk
Sûresi: 2)
Fudayl b. İyâd -Allah ona rahmet etsin-, (Hanginizin
daha iyi amel işlediğini denemek için...) âyetini tefsir ederken şöyle demiştir:
"Amelin en hâlisi ve en doğru
olanıdır.
Kendisine:
Ey Ali'nin babası (Ebu Ali)! Amelin en hâlisi ve en
doğru olanı hangisidir? Diye sordular.
Fudayl b.
İyâd onlara şöyle cevap verdi:
- Hiç
şüphe yok ki bir amel, hâlis ve mutabık olmazsa, kabul olunmaz.Yine,
bir amel mutabık olur da hâlis olmazsa, kabul olunmaz. Buna göre bir
amel, Allah Teâlâ'ya hâlis
kılınmadıkça ve Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
sünnetine mutabık olmadıkça, kabul olunmaz.Hâlis
kılınması; Allah Teâlâ için
olmasıdır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine mutabık
olması; O'nun sünneti üzere olmasıdır."
Her kim, Allah Teâlâ'nın rızâsına
ulaşmak isterse, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sünnetine
sarılsın.Çünkü Allah'ın peygamberi Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-'in bu yolundan başka Allah Teâlâ'nın rızâsına
ileten bütün yollar kapalıdır.
Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-, ümmetine çok merhametli ve onlara çok
düşkün olduğundan dolayı hayırdan yana hiçbir şeyi
onlara açıklamayı ihmal etmemiştir. Bu sebeple her kim,
günümüzde bir ibâdet veya bir zikir veyahut da bir duâ icât eder ve onda
hayır olduğunu iddiâ ederse, -ister bilerek, isterse bilmeyerek
yapsın-, Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i,
Allah Teâlâ'nın emrettiği gibi bu dîni tebliğ
etmemekle itham etmiş demektir.
Bunun
içindir ki İmam Mâlik
-Allah ona
rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Her kim, İslâm'da bir bid'at ihdas eder de o
bid'atı güzel görürse, hiç şüphe yok ki Muhammed -sallallahu
aleyhi ve sellem-'in risâlete (elçilik görevine) ihânet ettiğini
iddiâ etmiş olur. Halbuki Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
((... الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ
لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الإِسْلاَمَ
دِيناً...))
[سورة
المائدة من الآية :3]
"Bugün size dîninizi (zaferi
gerçekleştirmek ve şeriatını tamamlamak sûretiyle) kemâle
erdirdim.(Sizi câhiliyye karanlığından İslâm nûruna
çıkarmak sûretiyle) üzerinize nimetimi tamamladım ve dîn olarak da
size İslâm'ı seçtim (siz de İslâm'ı kendiniz için dîn
seçin)." (Mâide Sûresi: 3)
Buna
göre o gün dîn olmayan
şeyler, bu gün de dîn olamaz."
Dînde bid'at çıkarmaktan sakındırma
konusunda sahâbe, tâbiîn ve imamların pek çok sözü vardır.
Bunlardan bazıları şunlardır:
Huzeyfe b. el-Yemân -Allah ondan râzı olsun-
şöyle demiştir:
"Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
ashâbının yapmadıkları hiçbir ibâdeti siz de
yapmayın."
Abdullah b. Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
şöyle demiştir:
"(Sünnete) ittibâ edin ve bid'at
çıkarmayın. Andolsun ki sizin (sünnete) ittibâ etmeniz
(uymanız), size yeter. Sizden öncekilerin (Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ve
ashâbının) emrine sıkı sıkıya
sarılın."
(Soruda zikredilen) bu duâ ve zikirleri icât eden kimseye
şu sorunun yöneltilmesi gerekir:
- Acaba Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bunu
yapmış mıdır?
- Acaba Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı bunu yapmış
mıdır?
Herkesin
bildiği cevap:
(Soruda)
zikredilen bu sûrelerin, 100, 7 ve 79 gibi belirli sayılarla
okunması; ne
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ne
ashâbının yapmış olduğu bir şeydir. Aynı
şekilde duâların da zikredilen sayılarla okunup tekrar edilmesi,
ne Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in, ne
ashâbının yapmış olduğu bir şeydir.
Bunu icât
eden kimseye şöyle denilmelidir:
- Sen,
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ve ashâbının
yapmadıkları bir iyilikte,
onları geçtiğini mi zannediyorsun? Yoksa yeni bir dîn
çıkarma ve zikirleri belirli bir sayıda, belirli vakitlerde ve belirli
sayılarla belirleme konusunda Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in sahip
olduğu bu hakka, şeyhinin de sahip olduğunu mu iddiâ ediyorsun?
Hiç şüphe yok ki bu veya onun hepsi, apaçık bir dalâlettir.
Bu konuda
Abdullah b. Mes'ud'dan -Allah
ondan râzı olsun- gelen ve Dârimî'nin süneninde rivâyet ettiği şu
olayı ibretle hatırlayalım:
"Ebu
Musa el-Eş'arî
-Allah
ondan râzı olsun-, Abdullah b. Mes'ud'a -Allah ondan râzı olsun-
şöyle demişti:
- Ey
Abdurrahman'ın babası! Şüphe yok ki biraz önce mescitte,
Allah'a hamd olsun daha önce hiç görmediğim fakat inkâr
ettiğim hayırdan başka bir şey olmayan bir olay
gördüm.
Abdullah b.
Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
ona:
-
O olay nedir? diye sordu.
Ebu Musa
el-Eş'arî
-Allah
ondan râzı olsun- dedi ki:
-
Hayatta kalırsan onu mutlaka göreceksin, dedi.
Devamla dedi ki:
-
Ben, mescitte namazı bekleyen
halkalar halinde oturmuş bir topluluk gördüm. Her halkanın
başında bir adam ve halkadaki insanların ellerinde de çakıl
taşları vardı. Adam onlara:
-
100 defa Tekbir getirin (Allahu Ekber
deyin), diyor, onlar da tekbir getiriyorlardı.
-
100 defa tehlil (Lâ ilâhe illallah)
getirin, diyor, onlar da tehlil getiriyorlardı.
-
100 defa Subhanallah deyin, diyor, onlar
da Subhanallah diyorlardı.
Abdullah b.
Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
ona:
-
Peki sen onlara ne söyledin? diye
sordu.
Ebu Musa
el-Eş'arî
-Allah
ondan râzı olsun-:
- Senin
görüşünü ve emrini beklemek için onlara hiçbir şey
söylemedim, diye cevap verdi.
Bunun
üzerine Abdullah b. Mes'ud -Allah
ondan râzı olsun- ona:
- Onlara
günahlarını saymalarını emredip sevaplarından hiçbir
şeyin zâyi edilmeyeceğini garanti etseydin ya! dedi. Sonra o mescide
doğru yürüdü, biz de onunla beraber yürüdük. Nihâyet o, halkalardan
birisinin başına gelip durdu ve:
- Yapmakta
olduğunuzu gördüğüm bu şey nedir? diye sordu.
Onlar
(halkada bulunanlar):
- Ey
Abdurrahman'ın babası! Bunlar, tekbir, tehlil ve tesbih'in adedini
saymak için kullandığımız taşlardır, diye cevap
verdiler.
Abdullah b.
Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
onlara:
- O halde
siz günahlarınızı saymaya başlayın! Zira ben,
sevaplarınızdan hiçbir şeyin zâyi olmayacağını
size garanti ederim. Ey Muhammed ümmeti! Yazıklar olsun size! Ne çabuk
helâk oldunuz.Bu kimseler, aranızda çok sayıda bulunan (yaşayan)
Peygamberiniz -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbıdır, şunlar
O'nun (-sallallahu aleyhi ve sellem-'in)
eskimemiş elbiseleri, şunlar ise O'nun henüz
kırılmamış yemek kaplarıdır. Nefsim elinde olan
Allah'a yemîn ederim ki siz, (bu hareketinizle) ya Muhammed -sallallahu aleyhi
ve sellem-'in dîninden daha doğru bir dîn üzeresiniz, ya da siz, dalâlet
kapısını açan kimselersiniz!
Onlar:
- Ey
Abdurrahman'ın babası! Biz, hayırdan başka bir şey
istemedik ki, (amacımız; hayırdan başka bir şey
değildir) dediler.
Abdullah b.
Mes'ud -Allah ondan râzı olsun-
onlara:
-
Hayrı isteyen nice kimseler vardır ki onu elde edemezler! dedi.
Bu sebeple
hayır isteyen herkesin, onu elde edecek ve ona muvaffak olacak diye bir
şey yoktur.Her yapılan ibâdetin de -Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-'in sünneti üzere olmadıkça- kabul olunacak diye bir şey
yoktur.
Abdullah b.
Mes'ud'un -Allah
ondan râzı olsun- bu olayı reddetmesi; dînde kendi yanından bir
şeyler uyduran ve bid'at çıkaran kimselerin huccetini/gerekçesini
ortadan kaldırmaktadır. Çünkü bu kimseler, dâima şunu
söyler dururlar:
- Zikirlere,
namazlara ve Kur'an okumaya kim engel olabilir? Biz, bununla hayırdan ve
onu Allah Teâlâ'nın rızâsına vesile kılmaktan
başka bir şey istemiyoruz.
Onlara
şöyle denilmelidir:
İbâdetin;
temel, şekil ve nitelik
bakımından mutlaka meşrû olması gerekir. İslâm
şeriatında belirli bir sayı ile sınırlı olan bir
ibâdeti, hiç kimsenin o sayıyı aşma hakkı yoktur. Belirli
bir sayı ile sınırlı olmayan bir ibâdet için de hiç
kimsenin kendi yanından belirli bir sayı icât etme ve bunu İslâm
şeriatına denk tutma hakkı yoktur.
Bu
anlamı pekiştiren şey ise, (tâbiînden hadis âlimi) Saîd b.
el-Museyyib'den gelen şu olaydır:
Saîd b. el-Museyyib
-Allah ona rahmet etsin-, fecirden
sonraki (sabah namazının farzından önceki) sünneti, iki
rekâttan fazla kılan birisini görünce onu bundan
yasaklamıştı.
Adam:
-Ey Muhammed'in babası!
Allah Teâlâ, namaz
kılmamdan dolayı bana azap eder mi? diye sordu.
Saîd b.
el-Museyyib -Allah ona
rahmet etsin- ona:
-
Hayır (azap etmez), fakat sünnete aykırı hareket ettiğinden
dolayı Allah Teâlâ sana azap eder, demiştir.
Kıymetli
tâbiîn'in (Saîd b. el-Museyyib'in) şu derin anlayışına bir
bakın? Zirâ sünnet olan; bu adamın, fecirden sonra (sabah
namazının farzından önce) sadece iki rekât namaz
kılması ve bundan fazla kılmamasıdır. Ardından da
sabah namazının farzını kılmasıdır.
Bunun
benzeri ise, İmam Mâlik'ten -Allah ona
rahmet etsin- gelen şu olaydır:
Adamın birisi kendisine gelerek
şöyle sordu:
- Ey
Abdullah'ın babası! Nereden ihrama gireyim?
İmam
Mâlik -Allah ona rahmet etsin- ona:
- Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ihrama
girdiği yer olan
Zulhuleyfe'den ihrama gir, diye cevap verdi.
Adam:
- Ben, Mescitten
(Mescid-i Nebevî'den), Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in kabrinin
yanından ihrama girmek istiyorum, dedi.
İmam
Mâlik -Allah ona rahmet etsin- ona:
-
Böyle yapma! Zirâ ben, senin fitneye düşmenden korkuyorum, dedi.
Adam:
- Fitne
bunun neresindedir? Ben, sadece birkaç mil uzaktan ihrama girmiş
olacağım, dedi.
İmam
Mâlik -Allah ona rahmet etsin- ona:
-
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ihmal ettiğini
zannettiğin fazîletli bir amelde O'nu geçmeyi görmenden daha büyük
fitne mi olur? Andolsun ki ben, Allah Teâlâ'nın
bu konuda şöyle buyurduğunu işittim:
((... فَلْيَحْذَرِ الَّذِينَ
يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَن تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ
أَلِيمٌ ))
[ سورة النور من الآية: 63 ]
"O'nun (Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in) emrine aykırı hareket edenler,
başlarına bir belânın gelmesinden veya (âhirette)
acıklı bir azaba uğratılmaktan sakınsınlar."
(Nûr Sûresi: 63)
İşte
bu anlayış; sahâbe, tâbiîn ve imamların
anlayışıdır.
Bid'at ehli
ise şöyle derler:
-Hangi
fitne? Bunlar, Allah Teâlâ'nın
rızâsını elde etmek için vesile
kıldığımız zikir, namaz ve birkaç milden ibâret olan
şeylerdir!!!
Akıl
sahibi bir kimsenin, bu kimselerin sözlerine aldanmaması gerekir. Çünkü
şeytan, onlara amellerini süslü ve güzel gösterir, onlar ise,
şeyhlerine ve tarikat liderlerine aykırı hareket etmeyi çirkin
görürler.
(Hadis
âlimi) Süfyan b. Uyeyne
-Allah ona
rahmet etsin- şöyle demiştir:
"Bid'at, İblis'e, ma'siyetten (günahtan) daha
sevimli gelir. Çünkü ma'siyetten tevbe edilir, ama bid'attan
tevbe edilmez."
Bilmelisin
ki hiçbir insan, bir bid'at işlemesin ki, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
sünnetinden onun benzeri veya ondan daha büyük bir sünneti terk etmiş
olmasın. Bunun içindir ki kendi yanından birtakım zikirler icât
eden kimseleri, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in devamlı yerine getirdiği zikirleri
konusunda insanların en câhilleri olduklarını gözlerinle görürsün.
Onlardan
sabah ve akşam şöyle duâ edeni pek azdır:
(( سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ.))
"Subhanallahi ve bi
hamdihi" (100
defa).
Veya şöyle duâ edeni pek azdır:
(( أَصْبَحْنَا عَلَى فِطْرَةِ الإِسْلاَمِ، وَعَلَى كَلِمَةِ
اْلإِخْلاَصِ،وَعَلَى دِينِ نَبِيِّنـَا مُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ
وَسَلَّمَ، وَعَلَى مِلَّةِ أَبِينَا إِبْرَاهِيمَ، حَنِيفاً مُسْلِماً وَمَا
كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ.))
"İslâm
fıtratı, ihlas kelimesi ve Nebîmiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve
sellem-’in dini üzere; hanif ve müslüman olan, müşriklerden olmayan
babamız İbrahim’in milleti üzere sabahladık."
Veya şöyle duâ edeni pek azdır:
(( أَصْبَحْنَا وَأَصْبَحَ الْمُلْكُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ،
اَللَّهُمَّ إِنِّي أَسْأَلُكَ خَيْرَ هَذَاالْيَوْمِ،
فَتْحَهُ وَنَصْرَهُ وَنُورَهُ،
وَبَرَكَتَهُ، وَهُدَاهُ، وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ شَرِّ
مَا فِيهِ وَشَرِّ
مَا
بَعْدَهُ.))
"Mülk,
Âlemlerin Rabbi Allah’ın olduğu halde
sabahladık.Allahım! Senden bu günün hayrını,
fethini, zaferini, nûrunu, bereketini ve hidâyetini dilerim. Onda ve
sonrasındaki şerden sana sığınırım."
Veyahut da şöyle duâ edeni pek azdır:
(( سُبْحَانَ اللهِ وَبِحَمْدِهِ، عَدَدَ خَلْقِهِ، وَرِضَا
نَفْسِهِ، وَزِنَةَ عَرْشِهِ وَمِدَادَ
كَلِمَاتِهِ.))
"Yarattıklarının
sayısınca,kendisinin râzı olacağı
kadar,arşının ağırlığı ve kelimelerinin
çokluğunca hamd ederek Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih
ederim."
Sabah ve
akşam yapılan duâ ve zikirlerle ilgili kitaplarda
bunların
dışındaki duâ ve zikirleri bulmanız mümkündür.
(Soruyu soran
kardeşim!) Sözün özü;sorunuzda belirttiğiniz belirli
sayılarla, babanızın bu bid'at duâ ve zikirlerine iştirak
etmeniz câiz değildir.
Fil sûresi hakkında
zikrettiğiniz "Termîhim"
lafzına gelince taşları atmanıza gelince, bu hurâfe ve
hokkabazlıktır. Bunu yapmak ve bunu Allah Teâlâ'ya vesile kılmak câiz
değildir. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- ne kadar çok
düşmanla karşı karşıya gelmiş fakat onlara bu
şekilde bedduâ etmemiştir.Bu anlatılan şeyde
şeytanlara yakınlaşma ve onlardan yardım isteme gibi bir
durumun sözkonusu olmasından endişe edilir.
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir nur olduğu inancına gelince,
bunun dînde hiçbir aslı yoktur. Kur'an ve sahih sünnette böyle bir
şey gelmemiştir. Halbuki Allah
Teâlâ, elçisi Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in bizim gibi bir
beşer olduğunu, fakat O'na vahiy indirmekle ve risâlet görevi
vermekle üstün kıldığını bize haber vermiştir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
(( قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ
يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ...))
[ سورة الكهف من الآية: 110 ]
"(Ey
Peygamber!) De ki: Ben, ancak sizin gibi bir beşerim.Yalnız bana,
ilahınızın bir ilah olduğu vahyediliyor." (Kehf
Sûresi: 110)
Yine
şöyle
buyurmuştur:
(( قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ
يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ
وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ))
[ سورة فصلت الآية: 6 ]
"(Ey
Peygamber!) De ki: Ben, ancak sizin gibi bir beşerim.Yalnız bana, (ibâdete
lâyık olan) ilahınızın bir ilah olduğu (hiçbir
ortağının olmadığı) vahyediliyor.O halde O'na
yönelin (O'na götüren yola girin) ve O'ndan mağfiret
dileyin. (Allah'ı bırakıp da hiçbir fayda ve zarar vermeyen
putlara tapan) müşriklere yazıklar olsun." (Fussilet
Sûresi: 6)
Tasavvufçuların aşırı gidenleri, Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in bir nur olduğuna, O'nun,
Allah Teâlâ'nın
yarattığı ilk varlık olduğuna ve diğer
mahlukatın, O'nun nurundan yaratıldığına inanırlar
ki bu, yalan ve sapıklıktır. Onların bu konuda bâtıl
ve uydurma bir hadisten başka bir dayanakları yoktur.
Allah Teâlâ'dan,
sizi,anne ve babanızı,bid'atlardan ve bid'at ehlinden uzak
tutmasını niyaz ederiz.
Allah Teâlâ en iyi
bilendir.