Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Değerli
âlim Hâfız el-Hakemî -Allah ona rahmet etsin- "Sullemu'l-Vusûl"
adlı manzumesinde lâ ilâhe illallah'ın şartlarını şöyle
sıralamıştır:
"İlim,
Yakîn, Kabul ve İnkıyâd, bilmelisin söylediğimi,
Sıdk,
İhlas ve Muhabbet, Allah seni hoşnut olduğu şeyde muvaffak
eylesin."
Birinci Şart:
İLİM
Bunun
anlamı: Cehâletle bağdaşmayan, cehâlete aykırı
olan ve nefy (red) ve isbât (kabul) yönünden lâ ilâhe illallah'ın
anlamını bilmektir.
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
فاعلم أنه لاإله
إلا الله [ سورة محمد الآية:
١٩ ]
“(Ey Muhammed!) Bil ki, (göklerde ve yerde)
Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Hem
kendin, hem de erkek ve kadın mü’minlerin günahlarının
bağışlanmasını dile. Allah, (gündüzleri
uyanıkken) dolaştığınız yeri de, (geceleri
uyurken) duracağınız yeri de bilir.”
Muhammed
Sûresi: 19
Başka
bir âyette şöyle buyrumuştur:
إلا من شهد بالحق [ سورة
الزخرف الآية: ٨٦ ]
"Kalpleriyle, dillerinin ne
konuştuklarını bilerek lâ ilâhe illallah ile hakka şâhitlik
edenler dışında, (müşriklerin), Allah'ı
bırakıp da ibâdet ettikleri putlar, şefaat etmeye sahip
değillerdir."
Zuhruf Sûresi: 86
Osman b. Affan'dan
-Allah ondan râzı olsun- rivâyet
olunduğuna göre Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَنْ ماَتَ وَهُوَ يَعْلَمُ أَنَّهُ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ دَخَلَ
الْجَنَّةَ )) [
رواه مسلم ]
“Kim, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir
ilâhın olmadığını bilerek ölürse, cennete girer.”Müslim
İkinci
Şart: YAKÎN
Bunun
anlamı: Lâ ilâhe illallah diyen kimsenin, bu sözün delâlet ettiği
şeye kesin bir şekilde inanmasıdır.Çünkü kesin
bilgi olmaz ve zanna dayalı bilgi olursa, bu bilginin îmâna hiçbir
faydası olmaz. O bilgiye şüphe girdiği zaman îmânın hâli
nice olur?
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
إنما المؤمنون الذين آمنوا بالله
ورسوله ثم لم يرتابوا وجاهدوا بأموالهم وأنفسهم في سبيل الله أولئك هم الصادقون
[سورة الحجرات
الآية :15]
“Mü’minler ancak öyle kimselerdir ki, Allah’a ve elçisine îmân
ettikten sonra (îmân konusunda) şüpheye düşmezler, malları ve
canlarıyla Allah yolunda savaşırlar.İşte bunlar,
(îmânlarında) sâdık olanların tâ kendileridir.”Hucurât
Sûresi:15
Allah
Teâlâ, bu âyette mü'minlerin Allah'a ve elçisine îmândaki samimiyetlerini, îmân
konusunda şüpheye düşmemeleri şartına
bağlamıştır. Bunda şüphe eden kimse ise, o
münâfıklardandır.
Nitekim
Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ
إِلاَّ اللهُ وَأَنيِّ رَسُولُ اللهِ لاَ يَلْقَى اللهَ بِهِماَ عَبْدٌ غَيْرَ شاَكٍّ
فِيهِمَا إِلاَّ
دَخَلَ الْجَنَّةَ ))
[ رواه مسلم ]
"Allah’tan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâhın olmadığına
ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şehâdet ederim ki bir kul,
(kıyâmet gününde) bu ikisinde (Allah’tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilâhın olmadığına ve benim de Allah’ın
elçisi olduğuma) şüphe etmeden Allah’ın huzuruna çıkarsa,
cennete girer."Müslim
Başka bir
rivâyette ise şöyle buyurmuştur:
(( أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ وَأَنيِّ رَسُولُ اللهِ لاَ يَلْقَى اللهَ بِهِماَ
عَبْدٌ غَيْرَ شاَكٍّ فَيُحْجَبَ عَنِ الْجَنَّةِ )) [ رواه مسلم ]
"Allah’tan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâhın olmadığına
ve benim Allah’ın elçisi olduğuma şehâdet ederim ki bir kul,
(kıyâmet gününde) bu ikisinde (Allah’tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilâhın olmadığına ve benim de Allah’ın
elçisi olduğuma) şüphe etmeden Allah’ın huzuruna çıksın
da, onun cennete girmesine engel olunsun."Müslim
Yine, Ebu Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunan uzunca bir hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- ona
şöyle buyurmuştur:
((... مَنْ لَقِيْتَ مِنْ وَرَاءِ هَذَا الْحَائِطِ يَشْهَدُ أَنْ
لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ مُسْتَيْقِنًا بِهَا قَلْبُهُ فَبَشِّرْهُ بِالْجَنَّةِ
)) [ رواه مسلم ]
"(Ey Ebu Hureyre!) Bu
duvarın arkasında, kalbinden gelerek Allah’tan başka
hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâhın olmadığına kalbinden
şüphesiz olarak inanan kimseye rastlarsan, onu cennetle müjdele!"Müslim
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- lâ ilâhe illah diyen kimsenin cennete girmesini,
kalbinden ona şüphesiz olarak inanması şartına
bağlamıştır.Bu şart ortadan kalkarsa, vadedilen
şey (cennete girme) de ortadan kalkar.
Üçüncü Şart: KABUL
Bunun anlamı: Lâ ilâhe illallah sözünün gerektirdiği
şeyleri, kalbi ve diliyle kabul etmek demektir. Allah Teâlâ, geçmiş
ümmetlerden lâ ilâhe illallah'ı kabul edenleri
kurtardığını, onu reddeden ve ondan yüz çeviren ümmetlerden
de intikam aldığını Kur'an-ı Kerim'de bize haber
vermiştir:
Nitekim
Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
احشروا الذين ظلموا وأزواجهم وما كانوا
يعبدون من دون الله فاهدوهم إلى صراط الجحيم ، وقفوهم إنهم مسؤلون) إلى قوله ( إنهم
كانوا إذا قيل لهم لا إله إلا الله يستكبرون ويقولون أئنا لتاركوا آلهتنا لشاعر
مجنون [ سورة الصافات الآيات:
٢٢ – ٣٦ ]
“(Meleklere denir ki:)
Zâlimleri (Allah'ı inkâr edenleri), onların
arkadaşlarını ve Allah'ın dışında ibâdet
ettikleri putlarını toplayın. Onları (şiddet
kullanarak) cehennem yoluna sevkedin!
Onları (cehenneme varmadan önce) hapsedin. Çünkü onlar,
(dünyada işledikleri amellerden ve konuştukları sözlerden
dolayı kınanmak ve azarlanmak için) sorguya çekilecekler! (Onlara azarlanarak
şöyle denilir:) Size ne oldu da birbirinize yardım etmiyorsunuz?
Aksine onlar bugün (Allah'ın emrine) teslim olmuşlardır! (O'na karşı
gelemezler, O'nun huzurundan ayrılamazlar ve birbirlerine yardım da edemezler.)
Onlar birbirlerine dönerek birbirlerini azarlamaya ve birbirleriyle
tartışmaya çalışırlar. (Uyanlar, uydukları
kimselere) siz bize sağdan (dîn ve hak tarafından) gelirdiniz (bize dîni
aşağılar, bizi ondan nefret ettirir ve bize
sapıklığı güzel gösterirdiniz.) Ötekiler (uyulan
kimseler, kendilerine uyanlara) şöyle derler: Hayır, (durum
sizin iddiâ ettiğiniz gibi değildir.) Aksine siz, mü'minler
değildiniz. Bizim sizin üzerinizde bir nüfûzumuz (sizi îmândan
alıkoyacak bir gücümüz) yoktu.Aksine siz (ey müşrikler!) haddi
aşan azgın bir topluluk idiniz. Onun için Rabbimizin hükmü
(azabı) hepimize hak oldu.Biz ve siz, hak ettiğimiz azabı
mutlaka tadacağız. Biz sizi azdırdık (sizi Allah yolundan
ve O'na îmândan saptırdık) ve oysa biz, sizden önce
(inkârımız sebebiyle) azgınlardan (sapıtanlardan) idik
(böylelikle sizi de bizimle beraber helâk etmiş olduk). Şüphesiz
onlar, (dünyada günahta ortak oldukları gibi) o gün (kıyâmet günü) azaba
da ortaktırlar. Şüphesiz ki biz, suçlulara (dünyada isyanı,
itaate tercih edenlere) işte böyle yaparız (onlara
acıklı azabı işte böyle tattırırız.)
Çünkü onlara (müşriklere): Allah'tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilah yoktur, denildiği, (bu söze çağrıldıkları
ve ona aykırı olan şeyleri terketmeleri istendiği) zaman, bu
sözü söylemekten büyüklük taslarlar ve: 'Deli bir şâir için biz
ilahlarımıza ibâdeti mi bırakacağız, derlerdi.”Sâffât Sûresi: 22-36
Allah Teâlâ onlara
azap etmesinin sebebini, onların lâ ilâhe illallah sözünü
söylemekten büyüklük taslamaları ve onu getiren peygamberi
yalanlamaları olduğunu haber vermiştir. Onlar, lâ ilâhe
illah'ın nefyettiği (reddettiği) şeyi reddetmemişler,
isbat (kabul) ettiği şeyi de kabul etmemişlerdir. Aksine onlar,
inkâr edip büyüklük taslayarak şöyle demişlerdir:
أجعل الآلهة إلهاً واحداً إن هذا لشيءٌ عجاب . وانطلق الملأ
منهم أن امشوا واصبروا على ألهتكم إن هذا لشيءٌ يُراد . ما سمعنا بهذا في الملة
الآخرة إن هذا إلا اختلاق [ سورة ص الآيتان:
٥ – ٧ ]
“(Muhammed, o kadar çok) ilahları bir tek ilah mı
yaptı? Doğrusu bu (getirdiği ve ona
çağırdığı) tuhaf bir şeydir! dediler. Onlardan
ileri gelenler: Yürüyün, ilahlarınıza bağlılıkta
direnin. İşte bu, asıl istenen şeydir. Biz bunu son dînde
de işitmedik. Bu, uydurmadan başka bir şey
değildir."
Allah Teâlâ
onların iddiâlarını yalanlamış ve elçisi Muhammed
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in diliyle onların söylediklerini inkâr etmiştir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
بل جاء بالحق وصدق المرسلين [ سورة الصافات الآية:
٣٧ ]
"(Onlar:
Muhammed, deli bir şâirdir, diyerek yalan söylediler. Oysa Muhammed,
onların nitelendirdikleri gibi değildir.) Aksine O, gerçeği (Kur'an'ı
ve tevhîdi) getirmiş ve peygamberleri(n haber verdiklerini) de
doğrulamıştır."
Sâffât Sûresi: 22-36
Sonra Allah Teâlâ lâ ilâhe
illallah'ı kabul edenler hakkında şöyle buyrumuştur:
إلا عباد الله
المخلصين . أولئك لهم رزقٌ معلوم . فواكه وهم مكرمون . في جنات النعيم [ سورة الصافات الآيات:
٤٠ – ٤4 ]
"(Bu azaptan, ibâdette
ihlaslı olan) Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecektir. Bunlar
için (cennette) bilinen (devamlı) bir rızık, türlü türlü
meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı
koltuklar üzerine kurulmuş halde kendilerine ikram edilir."
Sâffât Sûresi: 40-44
Ebu Musa el-Eş'arî'den -Allah ondan râzı olsun-
rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((مَثَلُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ
بِهِ مِنْ الْهُدَى وَالْعِلْمِ كَمَثَلِ الْغَيْثِ الْكَثِيرِ أَصَابَ أَرْضًا
فَكَانَ مِنْهَا نَقِيَّةٌ قَبِلَتِ الْمَاءَ فَأَنْبَتَتِ الْكَلَأَ وَالْعُشْبَ
الْكَثِيرَ وَكَانَتْ مِنْهَا أَجَادِبُ أَمْسَكَتِ الْمَاءَ فَنَفَعَ اللَّهُ
بِهَا النَّاسَ فَشَرِبُوا وَسَقَوْا وَزَرَعُوا وَأَصَابَتْ مِنْهَا طَائِفَةً
أُخْرَى إِنَّمَا هِيَ قِيعَانٌ لاَ تُمْسِكُ مَاءً وَلاَ تُنْبِتُ كَلَأً
فَذَلِكَ مَثَلُ مَنْ فَقُهَ فِي دِينِ اللَّهِ وَنَفَعَهُ مَا بَعَثَنِي اللَّهُ
بِهِ فَعَلِمَ وَعَلَّمَ وَمَثَلُ مَنْ لَمْ يَرْفَعْ بِذَلِكَ رَأْسًا وَلَمْ
يَقْبَلْ هُدَى اللَّهِ الَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ ))[ رواه البخاري]
"Allah
Teâlâ'nın benim ile gönderdiği hidâyet ve ilimin misali, bir
araziye bolca yağan yağmura benzer: Yağmur alan bu arazide bir
kısım vardır ki burası yağmur suyunu
kabul eder (içine çeker) ve üzerinde bol bol
bitkiler, otlar yetiştirir. Arazinin ikinci bir kısmı
vardır ki, orası yağmur suyunu biriktirir. Biriken o yağmur
suyundan Allah, insanları faydalandırır; insanlar ondan içerler,
hayvanlarını ve arazilerini sulayarak ekin ekerler. Bu arazinin
üçüncü bir kısmı da vardır ki suyu ne üzerinde tutar, ne de
üzerinde bitki yetiştirir. İşte bu, Allah'ın
dîninde bilgili olan, o bilgi kendisine fayda veren, Allah Teâlâ'nın beni
onunla göndermiş olduğu dîni öğrenen ve onu
başkalarına öğreten kimse ile buna aldırış
etmeyen ve benim gönderilmiş olduğum Allah Teâlâ'nın
hidâyetini kabul etmeyen kimsenin misalidir."Buhârî ve Müslim
Dördüncü
Şart: İNKIYÂD (Boyun eğmek)
Bunun anlamı: (Allah Teâlâ’ya ibadet etmek, O’nun şeriatine boyun eğmek, ona
îmân etmek ve onun hak olduğuna inanmak gibi) lâ ilâhe illallah
sözünün delâlet ettiği şeylere boyun eğmek ve bu söze
aykırı olan şeyleri terketmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
ومن يُسلم وجهه
لله وهو محسن فقد استمسك بالعروة الوثقى
[ سورة لقمان الآية: ٢٢ ]
"Kim, Allah'ı
birlemiş halde kendini Allah'ın emrine teslim ederse, o sağlam
kulpa (lâ ilâhe illallah'a) yapışmıştır. İşlerin
sonu da yalnızca Allah'a varır."
Lokman Sûresi: 22
Allah
Teâlâ'nın emrine teslim olmayan kimse, muvahhid (Allah'ı
birlemiş) olamaz.O, sağlam kulpa (lâ ilâhe illallah'a) da
yapışmış olmaz. İşte bu, Allah Teâlâ'nın
şu âyette kastettiği anlamdır:
وإلى الله عاقبة الأُمور [ سورة لقمان الآية:
٢3 ]
"(Ey Rasûlüm!) Kim de
Allah'ı inkâr ederse, onun inkârı sakın seni üzmesin! (Zirâ sen,
sana düşen dâvet ve tebliğ görevini yerine getirdin.) (Kıyâmet
günü) onların dönüşü, yalnızca bizedir.İşte o
zaman, (dünyada) yaptıklarını onlara haber vereceğiz
(amellerinin karşılığını görececeğiz.) Şüphesiz
ki Allah, kalplerde olanı (onların kalplerinde gizledikleri küfrü) hakkıyla
bilendir."
Lokman Sûresi: 23
Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
لاَ يُؤْمِن أَحَدكُمْ حَتَّى يَكُونَ هَوَاهُ تَبَعًا لِمَا جِئْت بِهِ )) [ فتح الباري ]
"Biriniz, arzusu benim
getirdiğim bu dîne tâbi olmadıkça (tam) îmân etmiş olmaz."Fethu'l-Bârî
Beşinci
Şart: SIDK (Doğruluk)
Bunun anlamı: Bu sözü, yalanın zıddı olan doğru bir
şekilde söylemektir. Lâ ilâhe illallah sözünü söylerken
kalbinin diline, dilinin de kalbine uyacak şekilde doğru ve birbirine
uygun olması demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle
buyurmuştur:
الم أحسب الناس أن يُتركوا أن يقولوا أمنا
وهم لا يُفتنون . ولقد فتنا الذين من قبلهم فليعلمن الله الذين صدقوا وليعلمن
الكاذبين
[ سورة العنكبوت الآيتان: ٢ – ٣ ]
"İnsanlar, imtihana
çekilmeden sadece ‘îmân ettik’ demeleriyle başıboş
bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki biz,
onlardan öncekileri de imtihana çekmişizdir. Allah, (îmânlarında
doğru olanların) doğrulukları ve yalancıları(n
yalanlarını) mutlaka ortaya çıkaracaktır."Ankebût Sûresi: 2-3
Allah Teâlâ, lâ
ilâhe illallah sözünü kalpten değil de yalan olarak söyleyen
münâfıklar hakkında şöyle buyurmuştur:
ومن الناس من يقول
آمنا بالله وباليوم الآخر وما هم بمؤمنين . يخادعون الله والذين آمنوا وما يخدعون
إلا أنفسهم وما يشعرون . في قلوبهم مرض فزادهم الله مرضا ولهم عذاب أليم بما كانوا
يكذبون
[ سورة البقرة الآيتان: ٨ – ١٠]
“İnsanlardan
bazıları da vardır ki, îmân etmedikleri halde ‘Allah’a ve âhiret
gününe îmân ettik’ derler.Onlar (akıllarınca) Allah’ı ve
mü’minleri aldatırlar.Halbuki onlar kendilerini aldatırlar ve fakat
onlar bunun farkında değillerdir.Onların kalplerinde bir hastalık
vardır. Allah da onların hastalığını
çoğaltmıştır. Söyledikleri yalanlar sebebiyle de onlar
için acıklı bir azap vardır."
Ankebût Sûresi: 2-3
Muaz b.
Cebel'den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurmuştur:
((ماَ مِنْ أَحَدٍ يَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ ، وَأَنَّ
مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ صِدْقاً مِنْ قَلْبِهِ إِلاَّ حَرَّمَهُ اللهُ عَلىَ
النَّارِ ))
[
متفق عليه ]
"Hiç
kimse yoktur ki, Allah’tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir
ilâhın olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-’in Allah’ın kulu ve
elçisi olduğuna, samimî olarak kalpten şehâdet etsin de, Allah Teâlâ da
ona cehennemi haram kılmış olmasın.”Buhârî ve Müslim
Altıncı
Şart: İHLAS
Bunun anlamı: Ameli, şirkin her türlü
leke ve pisliklerinden arındırmak ve temiz hâle getirmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
لله الدين الخالص[ سورة الزمر من الآية:
٣ ]
"Dikkat edin! Hâlis dîn,
(şirkten uzak tam itaat) yalnızca Allah'ındır."Zümer Sûresi: 3
Yine, Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
قل الله أعبد مخلصاً له ديني [ سورة الزمر من الآية:
14 ]
"(Ey Muhammed!) Ben dînimde
ihlas ile yalnızca Allah'a ibâdet ederim."Zümer Sûresi: 14
Ebu
Hureyre'den -Allah ondan râzı
olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
de bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
أَسْعَدُ النَّاسِ بِشَفاَعَتيِ مَنْ قاَلَ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ خاَلِصاً مِنْ
قَلْبِهِ أَوْ نَفْسِهِ )) [ رواه البخاري ]
"(Kıyâmet günü)
şefaatime nâil olacak en bahtiyâr kişi, kalbinden veya nefsinden ‘lâ
ilâhe illallah’ diyendir."Buhârî
Yedinci
Şart: MUHABBET (Sevgi)
Bunun anlamı: Bu söze, bu sözün gerektirdiği ve delâlet ettiği
şeylere ve bu sözü, şartlarına bağlı kalarak
söyleyenlere (mü'minlere) muhabbet beslemek, onu bozan ve ona
aykırı hareket edenlere buğzetmek demektir.
Nitekim Allah Teâlâ bu konuda
şöyle buyurmuştur:
ومن الناس من يتخذ
من دون الله أنداداً يحبونهم كحب الله والذين آمنوا أشد حباً لله [ سورة البقرة الآية :165]
“İnsanlardan
bazıları Allah’ı bırakıp birtakım putları
Allah’a denk tutarlar ve onları, Allah’ı sevdikleri gibi severler. Ama
îmân edenlerin Allah sevgisi, (onların sevgisinden) daha kuvvetlidir. (Allah’a
ortak koşarak nefislerine) zulmedenler, eğer (âhirette) azabı
gördüklerinde, güç ve kuvvetin hepsinin Allah’a âit olduğunu ve
Allah’ın azabının çetin olduğunu önceden bilmiş
olsalardı, (Allah’ı bırakıp putlara tapmazlardı.)”
Bakara Sûresi: 165
Allah Teâlâ, îmân
edenlerin Allah sevgisinin başkalarının sevgisinden daha
kuvvetli olduğunu haber vermiştir. Çünkü îmân edenler, Allah
Teâlâ'yı sevdiklerini iddiâ eden, O'nun dışında ilahlar
edinen ve o ilahları Allah Teâlâ'yı severcesine seven müşriklerin
yaptıkları gibi- yapmazlar. Onlar, sevgilerinde hiç kimseyi O'na ortak
koşmazlar.
Enes b. Mâlik'ten -Allah
ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
لاَ يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِهِ وَوَلَدِهِ
وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Ben birinize, babasından,
evlâdından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadıkça, (tam) îmân
etmiş olmaz."Buhârî ve
Müslim
Yine de en
iyisini Allah Teâlâ bilir.
Allah
Teâlâ, Peygamberimiz Muhammed'e salât ve selâm eylesin.