Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Birincisi:
Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı hakkında kalpleri, her türlü kin duyma,
nefret etme, iğrenme, haset etme ve çirkin görme gibi kötü hasletlerden, dilleri
de onlara lâyık olmayan kötü sözlerden arındırmak, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'in
esaslarından birisidir.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(وَالَّذِينَ جَاءُوا مِنْ بَعْدِهِمْ يَقُولُونَ رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا
وَلِإِخْوَانِنَا الَّذِينَ سَبَقُونَا بِالْأِيمَانِ وَلا تَجْعَلْ فِي قُلُوبِنَا
غِلّاً لِلَّذِينَ آمَنُوا رَبَّنَا إِنَّكَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ)
[ سورة الحشر الآية:
١٠
]
"Onların
(Ensâr ve Muhâcirlerin) arkasından gelen (mü'min)ler, Ey Rabbimiz! Bizi ve
îmânda bizi geçen kardeşlerimizi bağışla.Kalplerimizde îmân edenlere karşı
hiçbir kin (ve haset) bırakma.Ey Rabbimiz! Şüphesiz ki sen (kullarına) çok
şefkatli ve (onlara) çok merhametlisin, derler."
( Haşr
Sûresi:10 )
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-'e itaat etmektir.
Nitekim
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
لاَ تَسُبُّوا أَصْحَابِي، فَوَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ؛ لَوْ أَنَّ أَحَدَكُمْ
أَنْفَقَ مِثْلَ أُحُدٍ ذَهَبًا، مَا بَلَغَ مُدَّ أَحَدِهِمْ، وَلاَ نَصِيفَهُ ))
[ متفق عليه ]
"Ashâbıma
küfretmeyin. Nefsim elinde olan Allah'a yemîn ederim ki sizden biriniz Uhud dağı
kadar altını (Allah yolunda) infak etse (harcasa), yine de onlardan birisinin
infak ettiği bir müd, hatta müddün yarısının sevabına bile erişemez."
( Buhârî,
hadis no: 3673, Müslim, hadis no: 2541 )
Yine, Kur'an,
sünnet ve İcmâ'ın, sahâbenin fazîletleri ve dereceleri hakkında haber verdiği
şeyleri kabul etmek, Ehl-i Sünnet vel-Cemaat'in esaslarından birisidir. Ehl-i
Sünnet vel-Cemaat, Mekke'nin fethinden (Hudeybiye barış antlaşmasından) önce
malını Allah yolunda harcayan ve savaşanları, Mekke'nin fethinden sonra malını
Allah yolunda harcayan ve savaşanlara tercih etmiş ve onlardan üstün
tutmaktadırlar.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(وَمَا
لَكُمْ أَلَّا تُنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ
وَالْأَرْضِ لا يَسْتَوِي مِنْكُمْ مَنْ أَنْفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ
أُولَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ أَنْفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا
وَكُلّاً وَعَدَ اللَّهُ الْحُسْنَى وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ)
[ سورة الحديد الآية:
١٠
]
“Size ne
oluyor ki Allah yolunda harcamıyorsunuz? Halbuki göklerin ve yerin mîrası,
yalnızca Allah'ındır. Sizden birisi, Mekke’nin fethinden önce (Allah yolunda)
harcayan ve (kâfirlere karşı) savaşanlarla ecirde bir olamaz. Onlar, Mekke’nin
fethinden sonra (Allah yolunda) harcayan ve (kâfirlere karşı) savaşanlardan,
Allah katında derece bakımından daha üstündürler. Bununla birlikte Allah, her
iki topluluğa da cenneti vâdetmiştir.Allah, yaptıklarınızdan haberdârdır.”
(
Hadîd Sûresi: 10 )
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, (fazîlet ve derece bakımından) Muhâcirlerin, Ensâr'dan önce
geldiklerine inanırlar.
Nitekim Allah
Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:
(وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ
اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ
لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَداً ذَلِكَ
الْفَوْزُ الْعَظِيمُ)
[ سورة التوبة الآية:
١٠٠
]
"(Allah'a
ve Rasûlüne îmânda insanları) geçen Muhâcirler ile Ensar ve onlara güzellikle
tâbi olanlar var ya işte Allah, (Allah'a ve Rasûlüne itaatlarından dolayı)
onlardan razı olmuş, onlar da (itaat ve îmânlarına karşılık onlara bahşettiği
büyük mükafattan dolayı) O’ndan râzı olmuşlardır.Allah, içinde ebedî olarak
kalmak üzere onlara altından nehirler akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük
kurtuluş, budur."
( Tevbe
Sûresi: 100 )
Allah Teâlâ
bu âyette, Muhâcirleri Ensâr'dan önce zikretmiştir.
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, Allah Teâlâ'nın, üçyüz on üç kişi olan Bedir Ehli için:"Ne
yaparsanız yapın, ben sizleri bağışladım" dediğine inanırlar.
Nitekim
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
لَعَلَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ اطَّلَعَ عَلَى أَهْلِ بَدْرٍ، فَقَالَ: اعْمَلُوا
مَا شِئْتُمْ، فَقَدْ غَفَرْتُ لَكُمْ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Belki de
Allah -azze ve celle- Bedir'e katılanların durumlarına (rahmet ve mağfiret
bakışıyla) bakmış ve: (Ey Bedir Ehli!) Ne yaparsanız yapın, ben sizleri
bağışladım, demiştir."
(Buhârî,
hadis no:3007, Müslim, hadis no: 2494 ) (Hadisi, Ali b. Ebî Tâlib -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet etmiştir.)
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, -Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in haber verdiği gibi-,
Hudeybiye antlaşmasında ağacın altında kendisine bey'at eden hiç kimsenin
cehenneme girmeyeceğine inanırlar. Hatta Allah Teâlâ onlardan râzı olmuş, onlar
da O'ndan râzı ve hoşnut olmuşlardır. Mü'minler o zaman bin dört yüz kişiden
fazla idiler.
Nitekim Allah
Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
(لَقَدْ
رَضِيَ اللَّهُ عَنِ الْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ الشَّجَرَةِ
فَعَلِمَ مَا فِي قُلُوبِهِمْ فَأَنْزَلَ السَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَابَهُمْ
فَتْحاً قَرِيباً) [
سورة الفتح الآية:
١٨]
"(Ey
Peygamber!) Andolsun ki Allah, (Hudeybiye’de) o ağacın altında sana biat
ettikleri zaman, o mü'minlerden râzı olmuştur. (Allah) onların kalplerinde olanı
(îmânı, samimîyeti ve vefâkârlığı) ihlası bildiği için onların üzerine güven
duygusu indirmiş (ve kalplerini sâbit kılmıştır). Onları hemen yakında
gerçekleşen bir zaferle ve alacakları birçok ganimetle mükafatlandırmıştır."
(
Fetih Sûresi: 18 )
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- de bu konuda şöyle buyurmuştur:
(( لاَ يَدْخُلُ النَّارَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنْ أَصْحَابِ الشَّجَرَةِ أَحَدٌ
الَّذِينَ بَايَعُوا تَحْتَهَا ))
[ رواه مسلم ]
"Ağacın
altında bey'at edenlerden hiç kimse, -inşaallah- cehenneme girmeyecektir."
(
Müslim, hadis no: 2496 )
Ebu Bekir,
Ömer, Osman ve Ali -Allah onlardan râzı olsun- Hudeybiye'de ağacın altında
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'e bey'at eden sahâbeden idiler.
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, Aşere-i Mübeşşere (cennetle müjdelenen on sahâbî), Sâit b. Kays b.
Şemmâs ve başka sahâbîler gibi, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
cennetle müjdelediği kimselerin cennetlik olduklarına şâhitlik ederler.
Nitekim
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- bu konuda şöyle buyurmuştur:
((
أَبُو بَكْرٍ فِي الْجَنَّةِ، وَعُمَرُ فِي الْجَنَّةِ، وَعُثْمَانُ فِي
الْجَنَّةِ، وَعَلِيٌّ فِي الْجَنَّةِ، وَطَلْحَةُ فِي الْجَنَّةِ، وَالزُّبَيْرُ
فِي الْجَنَّةِ، وَعَبْدُ الرَّحْمَنِ بْنُ عَوْفٍ فِي الْجَنَّةِ، وَسَعْدٌ فِي
الْجَنَّةِ، وَسَعِيدٌ فِي الْجَنَّةِ، وَأَبُو عُبَيْدَةَ بْنُ الْجَرَّاحِ فِي
الْجَنَّةِ )) [ رواه أبو داود والترمذي وصححه الألباني ]
"Ebu Bekir
cennettedir. Ömer cennettedir. Osman cennettedir. Ali cennettedir. Talha (b.
Ubeydullah) cennettedir. Zubeyir (b. Avvam) cennettedir.Abdurrahman b. Avf
cennettedir. Sa'd (b. Ebî Vakkas) cennettedir. Saîd (b. Zeyd) cennettedir. Ebu
Ubeyde b. Cerrâh cennettedir."
( Ebû Dâvûd,
hadis no: 4649, Tirmizî, hadis no: 3747, Elbânî de hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir. )
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, Ali b. Ebî Tâlib ve başka sahâbenin:"Bu ümmetin, Peygamberi
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra en hayırlı ve en fazîletlisi,
önce Ebu Bekir, sonra Ömer'dir"
diye haber
verdiği mütevâtir kaynağı kabul ederler.
Nitekim
Muhammed b. Hanefiyye'den rivâyet olunduğuna göre o, şöyle demiştir:
((
قُلْتُ لِأَبِي: أَيُّ النَّاسِ خَيْرٌ بَعْدَ رَسُولِ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ؟ قَالَ: أَبُو بَكْرٍ. قُلْتُ ثُمَّ مَنْ؟ قَالَ: ثُمَّ
عُمَرُ. وَخَشِيتُ أَنْ يَقُولَ عُثْمَانُ قُلْتُ ثُمَّ أَنْتَ؟ قَالَ: مَا أَنَا
إِلاَّ رَجُلٌ مِنْ الْمُسْلِمِينَ )) [ رواه البخاري ]
"Babama
(Ali b. Ebî Tâlib'e): Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra
insanların en hayırlısı kimdir? diye sordum. O: Ebu Bekir'dir, buyurdu. Sonra
kimdir? diye sordum. O: sonra Ömer'dir, buyurdu. Ben, onun Osman demesinden
korktum ve sonra sen misin? diye sordum.O: Ben, müslümanlardan ancak bir
kimseyim, diye buyurdu."
(Buhârî,
hadis no: 3671 )
Ehl-i
Sünnet vel-Cemaat, Ebu Bekir ve Ömer'den sonra üçüncü en hayırlsının Osman,
dördüncüsünün de Ali -Allah onlardan râzı olsun- olduğunu kabul ederler.
( Bu konuda
daha detaylı bilgi için, Şeyhulislâm İbn-i Teymiyye'nin,
"el-Akîdetu'l-Vâsıtiyye" adlı eserine bakınız.)
İkincisi:
Ehl-i Sünnet
vel-Cemaat, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'den sonra hilâfete en lâyık
ve hak sahibi olanın, Ebu Bekir es-Sıddık -Allah ondan râzı olsun- olduğu
görüşündedir.
Ebu Bekir'in
-Allah ondan râzı olsun- imâmete/hilâfete en lâyık ve hak sahibi olduğunu
gösteren delillere gelince bunlar:
1. Muhammed
b. Cubeyr b. Mut'im'in babasından rivâyet ettiğine göre, o şöyle demiştir:
((
أَتَتِ امْرَأَةٌ النَّبِيَّ ع فَأَمَرَهَا أَنْ تَرْجِعَ إِلَيْهِ، قَالَتْ:
أَرَأَيْتَ إِنْ جِئْتُ وَلَمْ أَجِدْكَ؟ كَأَنَّهَا تَقُولُ الْمَوْتَ، قَالَ
صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنْ لَمْ تَجِدِينِي فَأْتِي أَبَا بَكْرٍ ))
[ رواه البخاري ]
"Bir kadın
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e gelince, Peygamber -sallallahu aleyhi
ve sellem- ona daha sonra kendisine tekrar gelmesine emretti.Kadın: Eğer tekrar
sana geldiğimde seni bulamazsam (seni ölmüş bulursam) ne yapayım? (Cubeyr b.
Mut'im şöyle dedi:) Kadın, sanki ölümü kastediyordu. Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- buyurdu ki: Beni bulamazsan, Ebu Bekir'e git."
( Buhârî,
hadis no: 3659 )
2. Abdullah
b. Mes'ud'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
اِقْتَدُوا بِاللَّذَيْنِ مِنْ بَعْدِي: أَبِي بَكْرٍ وَعُمَرَ )) [ رواه الترمذي
وصححه الألباني ]
"(Güzel
ahlâklı ve doğru sözlü olmalarından dolayı) benden sonra gelecek (ve benim
görevimi yerine getirecek olan) iki halifeye: Ebu Bekir ve Ömer'e uyun."
(
Tirmizî, hadis no: 3805, Elbânî de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir. )
3. İbn-i
Ömer'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
بَيْنَا أَنَا عَلَى بِئْرٍ أَنْزِعُ مِنْهَا، إِذْ جَاءَ أَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ،
فَأَخَذَ أَبُو بَكْرٍ الدَّلْوَ، فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ وَفِي
نَزْعِهِ ضَعْفٌ فَغَفَرَ اللَّهُ لَهُ، ثُمَّ أَخَذَهَا عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ
مِنْ يَدِ أَبِي بَكْرٍ فَاسْتَحَالَتْ فِي يَدِهِ غَرْبًا، فَلَمْ أَرَ
عَبْقَرِيًّا مِنْ النَّاسِ يَفْرِي فَرْيَهُ حَتَّى ضَرَبَ النَّاسُ بِعَطَنٍ )) [
رواه البخاري ]
"Ben,
(uyuduğum sırada rüyâmda) bir kuyunun başında kovayla ondan su çekiyordum.
Derken yanıma Ebu Bekir ve Ömer geldiler. Ebu Bekir (beni rahatlatmak için
elimden) kovayı aldı ve kuyudan bir veya iki kova su çekti. Su çekişinde bir
yavaşlık ve yumuşaklık vardı.Allah ona mağfiret etsin.Sonra Ebu Bekir'in elinden
kovayı Ömer b. Hattab alır almaz o kova, onun elinde olduğundan daha büyük bir
kova haline dönüştü. Artık ben, insanlardan Ömer'in gördüğü işi yapabilecek
kuvvette güçlü ve mükemmel bir kimseyi görmedim. Nihâyet insanlar, orayıı
develerin sulak ve eylek yeri edindiler."
( Buhârî,
hadis no: 3676 )
Hâfız İbn-i
Hacer -Allah ona rahmet etsin- bu hadisin şerhinde şöyle demiştir:
(( بَيْنَا أَنَا عَلَى بِئْرٍ )):
Yâni:"Uyurken rüyâmda bir kuyunun başındaydım."
((
أَنْزِعُ مِنْهَا ))
Yâni:"Kuyudan
kovayla su çekiyordum."
(( فَنَزَعَ ذَنُوبًا أَوْ ذَنُوبَيْنِ ))
Yâni:"Zenûb,
içerisinde su olan büyük kovadır.Bana görünen odur ki, burada Ebu Bekir'in
zamanındaki büyük fetihlere işâret edilmektedir ki bunlar üç tanedir. Bundan
dolayı Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- Ömer'in kaç kova su çektiğini
zikretmemiştir.Sadece onun kuyudan güçlü ve kuvvetli bir şekilde su çekmekle
vesfetmiştir.Bu da onun hilâfeti zamanında meydana gelen sayısız fetihlere
işâret etmektedir. Yine de en doğrusunu Allah bilir.
İmam Şâfiî de
bu hadisin açıklaması hakkında "el-Um" adlı eserinde, hadisi zikrettikten sonra
şöyle demiştir:
((وَفِي نَزْعِهِ ضَعْفٌ ))
Yâni:"Su
çekişinde bir yavaşlık ve yumuşaklık vardı."
"Sözü, onun
hilâfetinin kısa süreceğine, ölümünün erken geleceğine ve Ömer'in uzun süre
hilâfette kalmasından dolayı ulaştığı fetihlere ve genişliğe, onun dînden
dönenlerle savaşmakla meşgul olmasından dolayı ulaşamayacağına işâret
edilmiştir."
((فَغَفَرَ اللَّهُ لَهُ ))
Yâni:"
Allah ona mağfiret etsin."
İmam Nevevî
şöyle demiştir:
"Bu, konuşan
(Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-) tarafından sadece bir duâdır. Yani bu
sözün hiçbir mefhumu yoktur (yani Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-, Ebu
Bekir herhangi bir günah işlediğinden veya hata ettiğinden dolayı bu sözü
söylememiştir.Aksine ona duâ etmiştir.)"
Başka âlimler
ise şöyle demişlerdir:
"Burada Ebu
Bekir'in ölümünün yaklaştığına işâret edilmiştir.Bu duâ, Allah Teâlâ'nın
Peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında buyurduğu şu sözü
gibidir:
إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ (1)
وَرَأَيْتَ النَّاسَ يَدْخُلُونَ فِي دِينِ اللَّهِ أَفْوَاجًا (2) فَسَبِّحْ
بِحَمْدِ رَبِّكَ وَاسْتَغْفِرْهُ إِنَّهُ كَانَ تَوَّابًا (3)
[ سورة النصر]
"(Ey
Peygamber! Kureyş'in kâfirlerine karşı üstün gelip Mekke'nin fethi gerçekleşmek
sûretiyle) sAllah'ın yardımı geldiğinde ve insanlar bölük bölük Allah'ın dînine
(İslâm'a) girdiklerini görünce, Rabbine hamd ederek O'nu çokça tesbih et ve
O'ndan mağfiret dile(yerek Rabbinin huzuruna çıkmak ve O'nunla buluşmak için
hazırlık yap). Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir."
( Nasr
Sûresi:1-3 )
Bu sûre,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ölümünün yaklaştığına işâret
etmiştir.
(İbn-i Hacer)
dedim ki: Ebu Bekir'in hilâfeti zamanında fetihlerin az olmasının sebebi; kendi
isteğiyle olmadığına işâret edilmiş olabilir.Çünkü bunun sebebi, hilâfet
süresinin kısa olmasıdır. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ona Allah
Teâlâ'dan mağfiret dilemesi, onun yerilmemesi ve ayıplanmaması içindir.
(( فَاسْتَحَالَتْ فِي يَدِهِ غَرْبًا ))
Yâni:"Kova
onun elinde büyük bir kovaya dönüştü."
(( فَلَمْ أَرَ عَبْقَرِيًّا مِنْ النَّاسِ يَفْرِي فَرْيَهُ ))
Yâni:"
Artık ben, insanlardan onun gördüğü işi yapabilecek kuvvette güçlü ve mükemmel
bir kimseyi görmedim."
4. Âişe'den
-Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
((
قَالَ لِي رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فِي مَرَضِهِ:
اِدْعِي لِي أَبَا بَكْرٍ أَبَاكِ وَأَخَاكِ حَتَّى أَكْتُبَ كِتَابًا، فَإِنِّي
أَخَافُ أَنْ يَتَمَنَّى مُتَمَنٍّ وَيَقُولُ قَائِلٌ: أَنَا أَوْلَى، وَيَأْبَى
اللَّهُ وَالْمُؤْمِنُونَ إِلاَّ أَبَا بَكْرٍ )) [ رواه مسلم ]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- hastalığında bana şöyle buyurdu:(Ey
Âişe!) Bana, baban Ebû Bekir'i ve kardeşini (Abdurrahman'ı) çağır. Bir
vasiyyetimi yazdırayım. Çünkü benden sonra birisi çıkıp: (Hilâfete) ben daha
lâyıkım, söyleyecek olmasından endişe ediyorum.Halbuki
Allah
ve
mü'minler,Ebû Bekir'den başkasının (halife) olmasından istemezler, buyurdu."
(
Müslim, hadis no: 2387 )
5. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ölmeden önceki hastalığında Ebu Bekir es-Sıddık'ı
namaz kıldırması için müslümanlara imam olarak tayin etmiş ve onun yerine başka
birisine râzı olmamıştır. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onu
kendisinin yerine namaz kıldırması için müslümanlara imam olarak tayin etmesi,
büyük imâmete (halifeliğe) tayin edeceğine delâlet eder.
Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir.
Muhammed b. Salih el-Muneccid