Hamd, yalnızca Allah'adır.
Âşûrâ orucunu kaçıran kimse, bu konuda
herhangi bir delil sâbit olmadığından dolayı bu orucu kaza
edemez. Çünkü sevap; Muharrem'in onuncu gününün orucuyla
bağlantılıdır. Bu gün ise geçmiştir.
Değerli âlim Muhammed b. Salih el-Useymîn'e
-Allah ona rahmet etsin-:
"Âşûrâ günü geldiğinde âdetli olan
kadın bu orucunu kaza edebilir mi? Nâfile ibâdetlerden kaza edilebilen ve
edilemeyen ibâdet hakkında herhangi bir ölçü var mıdır? Allah
Teâlâ size en güzel şekilde mükâfatınızı versin" diye
sorulmuş, bunun üzerine o şöyle cevap vermiştir:
"Nâfile ibâdetler iki türlüdür:
Birincisi: Belirli bir sebebe bağlı olan nâfile
ibâdetler.
İkincisi: Herhangi bir sebebe bağlı
olmayan nâfile ibâdetler.
Belirli bir sebebe bağlı olan nâfile bir
ibâdet, sebebin ortadan kalkmasıyla kaçırılmış olur
vce bu nâfile ibâdet kaza edilemez.
Bunun örneği şudur: Tehiyyetu'l-Mescid
(Mescidi Selâmlama Namazı).
Bir kimse mescide girdikten sonra oturur ve uzun süre
oturduktan sonra kalkıp Tehiyyetu'l-Mescid kılmak isterse, kılacağı
namaz Tehiyyetu'l-Mescid olmaz. Çünkü Tehiyyetu'l-Mescid bir sebebe
bağlı olan namazdır. Bu sebep ortadan kalkarsa, namazın
meşruiyeti de ortadan kalkar.
Kanımca Arefe günü ile Âşûrâ günü de
bunun gibidir. Bir kimse Arefe günü orucu ile Âşûrâ günü orucunu
mazeretsiz olarak ertelerse, bu orucu kaza edemeyeceği konusunda
şüphe yoktur. Şayet kaza ederse, bundan istifâde edemeyecektir. Yani
Arefe günü ve Âşûrâ günü olmadığı için bundan
istifâde edemeyecektir.
Bir insan, âdetli ve loğusalı bir kadın
veya hasta gibi mazeret sahibi bir kimse ise, yine kanımca bu orucu kaza
edemez. Çünkü bu oruç, belirli bir güne hastır ve onun hükmü de, bu
günün geçmesiyle ortadan kalkar." (Mecmû'u Fetâvâ İbn-i Useymîn; c:
20, s: 43)
Fakat bir kimse âdetli veya loğusalı bir
kadın gibi veyahut da hasta ve yolcu gibi bir mazeretten dolayı orucu
terk ederse veya o günde oruç tutmak âdeti olan bir kimse ise veyahut da o
günde oruç tutmak niyetinde bir kimse ise, niyetine göre ecir alır.
Nitekim Ebu Musa el-Eş'arî'den -Allah ondan
râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( إِذَا مَرِضَ الْعَبْدُ أَوْ
سَافَرَ كُتِبَ لَهُ مِثْلُ مَا كَانَ يَعْمَلُ مُقِيمًا صَحِيحًا.))
[ رواه البخاري ]
"Kul hastalanır veya yolculuğa çıkarsa, mukim
ve sağlıklı olduğu zamanda yapmakta olduğu (salih amel) gibi kendisine ecir
yazılır." (Buhârî; hadis no: 2996)
İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- hadisin şerhinde şöyle
demiştir:
"Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in: "...mukim
ve sağlıklı olduğu zamanda yapmakta olduğu (salih
amel) gibi kendisine ecir yazılır." Sözü, yapmakta
olduğu taatten engellenen ve -eğer engel olmasaydı- o taate
devam etmek niyetinde olan kimse hakkındadır." (Fethu'l-Bârî)
Allah Teâlâ
en iyi bilendir.