Hamd,
yalnızca Allah'adır.
Kur'an ve
sünnetten bildirilen deliller, mü'minin, Allah Teâlâ'nın lütuf ve rahmetiyle,
kıyâmet kopuncaya kadar, kabrinde bitmek bilmeyen ve kesilmeyen cennet nimetleri
içerisinde müreffeh bir hayat yaşayacağına delâlet etmiştir. Allah Teâlâ bizleri
cennet ehlinden kılsın.
Mü'minin,
kabrinde müreffeh bir hayat yaşayacağı nimetin şekillerinden bazıları şunlardır:
1.
Mü'mine, cennet yaygılarından serilir.
2.
Mü'mine, cennet elbiselerinden giydirilir.
3.
Cennetin güzel kokusu gelmesi, cennetin güzel kokusunu koklaması ve
cennetin içerisindeki nimetleri gördüğünde gözlerinin içinin parlaması için
mü'mine kabrinde cennete giden bir kapı açılır.
4.
Mü'mine, kabri genişletilir.
5.
Mü'min, Allah Teâlâ'nın kendisinden râzı olmakla ve O'nun cenneti ile
müjdelenir.Bunun içindir ki mü'min kabrinde özlemle kıyâmetin bir an önce
kopmasını ister.
Berâ b. Âzib'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o şöyle
demiştir:
((
خَرَجْنَا مَعَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي جِنَازَةِ رَجُلٍ مِنْ
الْأَنْصَارِ فَانْتَهَيْنَا إِلَى الْقَبْر وَلَمَّا يُلْحَدْ فَجَلَسَ رَسُولُ
اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَجَلَسْنَا حَوْلَهُ، وَكَأَنَّ عَلَى رُءُوسِنَا
الطَّيْرَ، وَفِي يَدِهِ عُودٌ يَنْكُتُ فِي الْأَرْضِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ فَقَالَ:
اسْتَعِيذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، -مَرَّتَيْنِ أَوْ ثَلاَثًا- ثُمَّ
قَالَ: إِنَّ الْعَبْدَ الْمُؤْمِنَ إِذَا كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنْ الدُّنْيَا
وَإِقْبَالٍ مِنْ الْآخِرَةِ نَزَلَ إِلَيْهِ مَلاَئِكَةٌ مِنْ السَّمَاءِ بِيضُ
الْوُجُوهِ،كَأَنَّ وُجُوهَهُمْ الشَّمْسُ، مَعَهُمْ كَفَنٌ مِنْ أَكْفَانِ
الْجَنَّةِ، وَحَنُوطٌ مِنْ حَنُوطِ الْجَنَّةِ،حَتَّى يَجْلِسُوا مِنْهُ مَدَّ
الْبَصَرِ،ثُمَّ يَجِيءُ مَلَكُ الْمَوْتِ عليه السلام حَتَّى يَجْلِسَ عِنْدَ
رَأْسِهِ فَيَقُولُ: أَيَّتُهَا النَّفْسُ الطَّيِّبَةُ! اخْرُجِي إِلَى مَغْفِرَةٍ
مِنْ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ. قَالَ: فَتَخْرُجُ تَسِيلُ،كَمَا تَسِيلُ الْقَطْرَةُ
مِنْ فِي السِّقَاءِ فَيَأْخُذُهَا، فَإِذَا أَخَذَهَا لَمْ يَدَعُوهَا فِي يَدِهِ
طَرْفَةَ عَيْنٍ حَتَّى يَأْخُذُوهَا، فَيَجْعَلُوهَا فِي ذَلِكَ الْكَفَنِ، وَفِي
ذَلِكَ الْحَنُوطِ، وَيَخْرُجُ مِنْهَا كَأَطْيَبِ نَفْحَةِ مِسْكٍ وُجِدَتْ عَلَى
وَجْهِ الْأَرْضِ، قَالَ: فَيَصْعَدُونَ بِهَا فَلاَ يَمُرُّونَ يَعْنِي بِهَا
عَلَى مَلإٍَ مِنْ الْمَلاَئِكَةِ إِلاَّ قَالُوا: مَا هَذَا الرُّوحُ الطَّيِّبُ؟
فَيَقُولُونَ: فُلاَنُ بْنُ فُلاَنٍ بِأَحْسَنِ أَسْمَائِهِ الَّتِي كَانُوا
يُسَمُّونَهُ بِهَا فِي الدُّنْيَا حَتَّى يَنْتَهُوا بِهَا إِلَى السَّمَاءِ
الدُّنْيَا، فَيَسْتَفْتِحُونَ لَهُ فَيُفْتَحُ لَهُمْ فَيُشَيِّعُهُ مِنْ كُلِّ
سَمَاءٍ مُقَرَّبُوهَا إِلَى السَّمَاءِ الَّتِي تَلِيهَا حَتَّى يُنْتَهَى بِهِ
إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ، فَيَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: اكْتُبُوا
كِتَابَ عَبْدِي فِي عِلِّيِّينَ، وَأَعِيدُوهُ إِلَى الْأَرْضِ، فَإِنِّي مِنْهَا
خَلَقْتُهُمْ، وَفِيهَا أُعِيدُهُمْ، وَمِنْهَا أُخْرِجُهُمْ تَارَةً
أُخْرَى،قَالَ: فَتُعَادُ رُوحُهُ فِي جَسَدِهِ، فَيَأْتِيهِ مَلَكَانِ
فَيُجْلِسَانِهِ فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَنْ رَبُّكَ ؟ فَيَقُولُ: رَبِّيَ اللَّهُ،
فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا دِينُكَ ؟ فَيَقُولُ: دِينِيَ الْإِسْلاَمُ، فَيَقُولاَنِ
لَهُ: مَا هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بُعِثَ فِيكُمْ ؟ فَيَقُولُ: هُوَ رَسُولُ
اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ، فَيَقُولاَنِ لَهُ: وَمَا عِلْمُكَ ؟ فَيَقُولُ:
قَرَأْتُ كِتَابَ اللَّهِ، فَآمَنْتُ بِهِ، وَصَدَّقْتُ، فَيُنَادِي مُنَادٍ فِي
السَّمَاءِ أَنْ صَدَقَ عَبْدِي،فَأَفْرِشُوهُ مِنْ الْجَنَّةِ، وَأَلْبِسُوهُ مِنْ
الْجَنَّةِ، وَافْتَحُوا لَهُ بَابًا إِلَى الْجَنَّةِ، قَالَ: فَيَأْتِيهِ مِنْ
رَوْحِهَا، وَطِيبِهَا، وَيُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ مَدَّ بَصَرِهِ، قَالَ:
وَيَأْتِيهِ رَجُلٌ حَسَنُ الْوَجْهِ،حَسَنُ الثِّيَابِ، طَيِّبُ الرِّيحِ،
فَيَقُولُ: أَبْشِرْ بِالَّذِي يَسُرُّكَ! هَذَا يَوْمُكَ الَّذِي كُنْتَ
تُوعَدُ،فَيَقُولُ لَهُ: مَنْ أَنْتَ؟ فَوَجْهُكَ الْوَجْهُ يَجِيءُ بِالْخَيْرِ،
فَيَقُولُ: أَنَا عَمَلُكَ الصَّالِحُ، فَيَقُولُ: رَبِّ أَقِمْ السَّاعَةَ حَتَّى
أَرْجِعَ إِلَى أَهْلِي، وَمَالِي، قَالَ: وَإِنَّ الْعَبْدَ الْكَافِرَ إِذَا
كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنْ الدُّنْيَا، وَإِقْبَالٍ مِنْ الْآخِرَةِ، نَزَلَ
إِلَيْهِ مِنْ السَّمَاءِ مَلاَئِكَةٌ سُودُ الْوُجُوهِ مَعَهُمْ الْمُسُوحُ،
فَيَجْلِسُونَ مِنْهُ مَدَّ الْبَصَرِ، ثُمَّ يَجِيءُ مَلَكُ الْمَوْتِ حَتَّى
يَجْلِسَ عِنْدَ رَأْسِهِ فَيَقُولُ: أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْخَبِيثَةُ! اخْرُجِي
إِلَى سَخَطٍ مِنْ اللَّهِ، وَغَضَبٍ، قَالَ: فَتُفَرَّقُ فِي
جَسَدِهِ،فَيَنْتَزِعُهَا كَمَا يُنْتَزَعُ السَّفُّودُ مِنْ الصُّوفِ
الْمَبْلُولِ، فَيَأْخُذُهَا فَإِذَا أَخَذَهَا لَمْ يَدَعُوهَا فِي يَدِهِ
طَرْفَةَ عَيْنٍ حَتَّى يَجْعَلُوهَا فِي تِلْكَ الْمُسُوحِ، وَيَخْرُجُ مِنْهَا
كَأَنْتَنِ رِيحِ جِيفَةٍ وُجِدَتْ عَلَى وَجْهِ الْأَرْضِ، فَيَصْعَدُونَ بِهَا
فَلاَ يَمُرُّونَ بِهَا عَلَى مَلإٍَ مِنْ الْمَلاَئِكَةِ إِلاَّ قَالُوا: مَا
هَذَا الرُّوحُ الْخَبِيثُ؟ فَيَقُولُونَ: فُلاَنُ بْنُ فُلاَنٍ بِأَقْبَحِ
أَسْمَائِهِ الَّتِي كَانَ يُسَمَّى بِهَا فِي الدُّنْيَا حَتَّى يُنْتَهَى بِهِ
إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيُسْتَفْتَحُ لَهُ فَلاَ يُفْتَحُ لَهُ، ثُمَّ
قَرَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم :
( لا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى
يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ) (سورة
الأعراف: الآية40)
فَيَقُولُ اللَّهُ عَزَّ وَجَلَّ: اكْتُبُوا كِتَابَهُ فِي سِجِّينٍ فِي الْأَرْضِ
السُّفْلَى، فَتُطْرَحُ رُوحُهُ طَرْحًا،ثُمَّ قَرَأَ:
(وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ
الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ) (سورة الحج: من
الآية31)
فَتُعَادُ رُوحُهُ فِي جَسَدِهِ، وَيَأْتِيهِ مَلَكَانِ فَيُجْلِسَانِهِ
فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَنْ رَبُّكَ ؟ فَيَقُولُ: هَاهْ! هَاهْ! لاَ أَدْرِي،
فَيَقُولاَنِ لَهُ :مَا دِينُكَ ؟ فَيَقُولُ: هَاهْ! هَاهْ! لاَ أَدْرِي،
فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بُعِثَ فِيكُمْ ؟ فَيَقُولُ:هَاهْ!
هَاهْ! لاَ أَدْرِي، فَيُنَادِي مُنَادٍ مِنْ السَّمَاءِ أَنْ كَذَبَ،فَافْرِشُوا
لَهُ مِنْ النَّارِ، وَافْتَحُوا لَهُ بَابًا إِلَى النَّارِ، فَيَأْتِيهِ مِنْ
حَرِّهَا، وَسَمُومِهَا، وَيُضَيَّقُ عَلَيْهِ قَبْرُهُ حَتَّى تَخْتَلِفَ فِيهِ
أَضْلاَعُهُ، وَيَأْتِيهِ رَجُلٌ قَبِيحُ الْوَجْهِ، قَبِيحُ الثِّيَابِ، مُنْتِنُ
الرِّيحِ، فَيَقُولُ: أَبْشِرْ بِالَّذِي يَسُوءُكَ! هَذَا يَوْمُكَ الَّذِي كُنْتَ
تُوعَدُ! فَيَقُولُ: مَنْ أَنْتَ؟ فَوَجْهُكَ الْوَجْهُ يَجِيءُ بِالشَّرِّ،
فَيَقُولُ: أَنَا عَمَلُكَ الْخَبِيثُ، فَيَقُولُ: رَبِّ لاَ تُقِمِ السَّاعَةَ ))
[ رواه أحمد وصححه
الألباني في أحكام الجنائز ]
"Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte Ensar'dan bir adamın cenâzesini
defnetmek için çıktık, kabre geldiğimizde kabir henüz kazılmamıştı. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- oturunca, biz de onun meclisine saygıdan dolayı
sanki başımızda kuş duruyormuşçasına hepimiz hareketsiz bir şekilde onun
etrafında oturduk. Elinde bir çubuk vardı ve düşünceli bir şekilde çubuğun bir
ucuyla yeri eşeliyordu. Başını kaldırdı ve -iki veya üç defa-: 'Kabir azabından
Allah'a sığının, buyurdu. Sonra şöyle buyurdu:
Mümin kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğunda ona gökten
yüzleri sanki güneş gibi olan beyaz yüzlü melekler iner. Yanlarında cennet
kefenlerinden ve kokularından vardır. Onun görebileceği yere otururlar. Sonra
ölüm meleği gelir, baş tarafına oturur ve şöyle der: Ey güzel ruh, çık ve
Rabbinin mağfiretine ve rızâsına gel. Bunun üzerine o ruh, tulumun ağzından
damlayan bir damla gibi çıkar ve ölüm meleği onu alır. Ölüm meleği, mü'min kulun
ruhunu aldığında, melekler onu göz açıp kapayacak kadar -bir an olsun bile- ölüm
meleğinin elinde bırakmazlar. Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve bu kefene
koyarlar. O ruhtan, yeryüzünde bulunan en güzel mis kokusu gibi bir koku çıkar.
Onu melekler arasından geçirirken: Bu güzel ruh nedir? derler. Dünyadaki en
güzel isimlerini söyleyerek: 'Falan oğlu falandır' derler. Dünya semâsına
ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Melekler onun için kapının açılmasını isterler.
Onlara kapı açılır. Bunun üzerine yedinci semâya ulaşıncaya kadar her semâda
bulunan Allah'a yakın melekler o ruha eşlik ederler. Nihâyet Allah -azze ve
celle- şöyle buyurur: 'Kulumun amel defterini, İlliyyîn'e yazın ve ruhunu
yeryüzüne geri gönderin. Çünkü ben, onları ondan (topraktan) yarattım ve yine
ona döndüreceğim. Bir defa daha onları (hesaba çekmek üzere) topraktan
çıkaracağım.' Bunun üzerine mü'min kulun ruhu bedenine iâde edilir. Ardından iki
melek yanına gelip onu oturturlar ve:
Rabbin kimdir? derler.
Mü'min kul:
Rabbim Allah'tır, der.
Onlar:
Dînin nedir? derler.
Mümin
kul: Dînim İslâm'dır, der.
Onlar: Size
gönderilen adam hakkında ne dersin?
derler.
Mümin
kul: O
Allah'ın elçisidir, der.
Onlar: Sana bunları bildiren nedir? derler.
Mümin
kul: Allah'ın kitabını okudum, ona inandım ve onu tasdik ettim, der.
Bunun
üzerine semâdan bir ses gelir:Kulum doğru söyledi.Cennet'ten
bir yer döşeyin (makamını hazırlayın),
onu cennet
elbiselerinden giydirin
ve
ona
cennetten
bir kapı açın,
der.
Bunun
üzerine ona
cennetin
esintisinden ve güzel kokusundan kokular gelir, gözünün görebileceği yere kadar
kabri genişletilir. Sonra ona, güzel yüzlü, güzel elbiseli ve güzel kokular
içerisinde olan birisi gelir ve seni mutlu edecek şeyle sevin. Bu gün sana va'd
olunan gündür, der. Bunun üzerine o: Sen kimsin? Senin o hayırlı yüzün nedir,
der. O: Ben, senin sâlih amelinim der. Bunu işitince,Yâ Rabbi! Kıyâmeti çabuk
kopar ki, âileme ve malıma kavuşayım, der.
Kâfir kul, dünyadan ayrılmak ve âhirete yönelmek üzere olduğu zaman, yanlarında
kaba ve sert elbise olan siyah yüzlü melekler gelir ve onun görebileceği bir
yerde otururlar. Sonra ölüm meleği onun yanına gelip başucunda oturur ve ona: Ey
pis ruh, haydi çık! Allah'ın öfkesine ve gazabına gel! der. Bunun üzerine ruhu
bedenine dağılır ve ıslak yüne dolaşan pıtrağın[1]
yünden çekilip çıkarıldığı gibi, ölüm meleği onun ruhunu bedeninden çekip alır
(ruhu bedeninden güçlükle ayrılır). Ölüm meleği ruhunu alınca da, melekler onu
göz açıp kapayacak kadar -bir an olsun bile- ölüm meleğinin elinde bırakmazlar.
Onu ölüm meleğinin elinden alırlar ve kaba ve sert elbisenin içine koyarlar.
Ondan yeryüzünde bulunan en pis leş kokusu gibi bir koku çıkar. Onu semâya
yükseltirler. Her semâda bulunan meleklerin yanından geçerken onlar: "Bu pis ruh
kimindir? derler. Melekler, dünyadaki en kötü ismini söyleyerek: "Falan oğlu
falandır, derler. Dünya semâsına gelince, onun için semânın kapılarının
açılmasını isterler, fakat ona kapılar açılmaz. Sonra Rasûlullah -sallallahu
aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu:"(Öldükleri zaman) onlar (ın ruhların)a gök
kapıları açılmaz ve deve, iğne deliğinden geçinceye kadar onlar cennete
giremezler. Suçluları işte böyle cezâlandırırız."(A'râf Sûresi: 40)
Allah -azze ve celle- şöyle buyurur: "Onun amel defterini Siccîn'e ( en aşağı
tabakaya) yazın". Sonra onun ruhu, gökten yere fırlatılıp atılır. Sonra
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- şu âyeti okudu: "Kim Allah'a ortak
koşarsa, sanki o, gökten düşüp de parçalanmış da kendisini kuşlar kapmış veya
rüzgâr onu uzak bir yere sürükleyip atmış kimse gibidir." (Hac Sûresi:31).
Ardından ruhu bedenine iâde olunur da (Münker ve Nekir adlı) iki melek ona gelip
yanına oturur ve:
Rabbin kimdir? derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Onlar: Dînin nedir? derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Onlar:
Size
gönderilen adam hakkında ne dersin?
derler.
Kâfir kul: Hah…Hah… Bilmiyorum, der.
Bunun üzerine semâdan bir ses:
'Yalan söyledi, ona cehennem'deki yerini hazırlayın ve ona
cehennemden
bir kapı açın'
der. Cehennem
ateşinin sıcağından ve sıcak rüzgârından
gelir ve kaburgaları
birbirine geçecek şekilde
kabri ona daraltılır.Çirkin yüzlü, kötü elbiseli ve pis
kokulu
bir adam ona gelir ve şöyle der:
Seni üzecek şeye sevin! Bu gün, va'd olunduğun gündür. Kâfir ruh
ona: Sen kimsin? Çirkin yüz kötülük getirdi, der. O da: Ben senin çirkin
amelinim, der. Bunun üzerine: Rabbim! Kıyameti koparma, der."
( İmam Ahmed, hadis no: 17803, Ebû Dâvûd, hadis no: 4753, Elbânî
"Ahkâmu'l-Cenâiz", sayfa: 156'da "hadis sahihtir" demiştir.)
6. Mü'min, Allah -azze ve celle-'nin, kendisinin cehennemdeki yerini değiştirip,
onun yerine cennetten verdiği makamı görünce büyük bir sevinç duyar.
Nitekim Ebu Saîd el-Hudrî'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre,
o şöyle demiştir:
((
شَهِدْتُ مَعَ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم جِنَازَةً، فَقَالَ رَسُولُ
اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ هَذِهِ الْأُمَّةَ تُبْتَلَى
فِي قُبُورِهَا، فَإِذَا الْإِنْسَانُ دُفِنَ فَتَفَرَّقَ عَنْهُ أَصْحَابُهُ
جَاءَهُ مَلَكٌ فِي يَدِهِ مِطْرَاقٌ فَأَقْعَدَهُ قَالَ: مَا تَقُولُ فِي هَذَا
الرَّجُلِ؟ فَإِنْ كَانَ مُؤْمِنًا قَالَ أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ
وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، فَيَقُولُ: صَدَقْتَ. ثُمَّ يُفْتَحُ
لَهُ بَابٌ إِلَى النَّارِ، فَيَقُولُ: هَذَا كَانَ مَنْزِلُكَ لَوْ كَفَرْتَ
بِرَبِّكَ، فَأَمَّا إِذْ آمَنْتَ فَهَذَا مَنْزِلُكَ، فَيُفْتَحُ لَهُ بَابٌ إِلَى
الْجَنَّةِ، فَيُرِيدُ أَنْ يَنْهَضَ إِلَيْهِ، فَيَقُولُ لَهُ: اسْكُنْ،
وَيُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ، وَإِنْ كَانَ كَافِرًا أَوْ مُنَافِقًا يَقُولُ
لَهُ: مَا تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ؟ فَيَقُولَ لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ
يَقُولُونَ شَيْئًا، فَيَقُولُ: لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ وَلاَ اهْتَدَيْتَ،
ثُمَّ يُفْتَحُ لَهُ بَابٌ إِلَى الْجَنَّةِ، فَيَقُولُ: هَذَا مَنْزِلُكَ لَوْ
آمَنْتَ بِرَبِّكَ فَأَمَّا إِذْ كَفَرْتَ بِهِ فَإِنَّ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ
أَبْدَلَكَ بِهِ هَذَا وَيُفْتَحُ لَهُ بَابٌ إِلَى النَّارِ ثُمَّ يَقْمَعُهُ
قَمْعَةً بِالْمِطْرَاقِ يَسْمَعُهَا خَلْقُ اللَّهِ كُلُّهُمْ غَيْرَ
الثَّقَلَيْنِ فَقَالَ بَعْضُ الْقَوْمِ يَا رَسُولَ اللَّهِ مَا أَحَدٌ يَقُومُ
عَلَيْهِ مَلَكٌ فِي يَدِهِ مِطْرَاقٌ إِلاَّ هُبِلَ عِنْدَ ذَلِكَ؟ فَقَالَ
رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم: يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا
بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ )) [ رواه أحمد ]
"Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- ile birlikte bir cenâzede hazır bulundum.
Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki: Ey insanlar! Şüphesiz ki bu
ümmet kabirlerinde imtihan olunacaklardır.İnsan defnedilip yakınları dağılıp
gittikten sonra elinde balyoz olan bir melek ona gelir ve (sorguya çekmek için)
onu oturtur. Ona: Bu adam (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) hakkında ne
dersin? diye sorar. Eğer o mü'min kimse ise: Allah'tan başka hakkıyla ibâdete
lâyık hiçbir ilâhın olmadığına ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in
Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet ederim, diye cevap verir.Bunun üzerine
melek ona:
Doğru
söyledin, der.
Sonra onun
için cehenneme giden bir kapı açılır.
Melek ona:
Eğer Rabbini inkâr etseydin, burası senin evin
olacaktı,
ancak îmân
ettiğin için burası senin evindir, der. Ardından onun için cennete giden bir
kapı açılır. O kapıya doğru ayağa kalkmak ister.
Bunun üzerine
melek ona: Otur, der ve kabri kendisine genişletilir. Kâfir veya münâfık kimse
ise, melek ona: Bu adam (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) hakkında ne
dersin? diye sorar.
O:
İnsanların, "Muhammed Allah'ın elçisidir” dediklerini işittim ve ben de onlar
gibi söyledim. Ama gerçekten onun peygamber olup olmadığını bilmiyorum? der.
Bunun üzerine melek ona:
Sen, ne hak ve doğru olanı bildin, ne Kur'an'ı okudun, ne de hidâyeti buldun,
der.
Sonra onun
için cennete giden bir kapı açılır.Bunun üzerine melek ona: Eğer Rabbine îmân
etseydin, burası senin evin
olacaktı,
ancak îmân
etmediğin için Allah -azze ve celle- onun yerine sana burasını verdi, der.
Ardından onun için cehenneme giden bir kapı açılır.
Sonra başına
balyozla bir defa vurur. Bunu insanlar ve cinler
dışında, Allah Teâlâ'nın yarattığı herkes işitir. Orada bulunanlardan birisi: Ey
Allah'ın elçisi! O halde ölünün başında elinde bir balyozla duran meleği gören
kimsenin aklı başından gider, dehşete kapılır! dedi. Rasûlullah
-sallallahu aleyhi ve sellem- buyurdu ki:
Allah Teâlâ îmân edenleri sâbir bir söz (lâ ilâhe illallah) ile sâbit tutar."
(
İmam Ahmed, hadis no: 10577, Elbânî de, tahkik ettiği İbn-i Ebî Âsım'ın:
"es-Sünne", sayfa: 865'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
7. Mü'min,
kabrinde damat uykusunu uyur.
8. Mü'mininin
kabri nurlandırılır.
((
إِذَا قُبِرَ الْمَيِّتُ أَوْ قَالَ أَحَدُكُمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ أَسْوَدَانِ
أَزْرَقَانِ، يُقَالُ لِأَحَدِهِمَا الْمُنْكَرُ وَالْآخَرُ النَّكِيرُ،
فَيَقُولاَنِ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ؟ فَيَقُولُ: مَا كَانَ
يَقُولُ هُوَ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ
وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، فَيَقُولاَنِ: قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ
أَنَّكَ تَقُولُ هَذَا، ثُمَّ يُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ سَبْعُونَ ذِرَاعًا فِي
سَبْعِينَ، ثُمَّ يُنَوَّرُ لَهُ فِيهِ، ثُمَّ يُقَالُ لَهُ: نَمْ، فَيَقُولُ:
أَرْجِعُ إِلَى أَهْلِي فَأُخْبِرُهُمْ، فَيَقُولاَنِ: نَمْ كَنَوْمَةِ الْعَرُوسِ
الَّذِي لاَ يُوقِظُهُ إِلاَّ أَحَبُّ أَهْلِهِ إِلَيْهِ حَتَّى يَبْعَثَهُ اللَّهُ
مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ، وَإِنْ كَانَ مُنَافِقًا قَالَ: سَمِعْتُ النَّاسَ
يَقُولُونَ فَقُلْتُ مِثْلَهُ لاَ أَدْرِي، فَيَقُولاَنِ: قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ
أَنَّكَ تَقُولُ ذَلِكَ، فَيُقَالُ لِلْأَرْضِ: الْتَئِمِي عَلَيْهِ، فَتَلْتَئِمُ
عَلَيْهِ فَتَخْتَلِفُ فِيهَا أَضْلاَعُهُ، فَلاَ يَزَالُ فِيهَا مُعَذَّبًا حَتَّى
يَبْعَثَهُ اللَّهُ مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ )) [ رواه الترمذي وصححه الألباني ]
""Ölü
veya sizden biriniz mezara konulduğu zaman, ona siyah ve mavi iki melek gelir.
Birine Münker, diğerine ise Nekir denir.
İki melek
ona:
Bu adam
(Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) hakkında ne dersin? diye sorarlar.
Bunun
üzerine o, (dünyada) söylediğini söyler ve şöyle der: O, Allah'ın kulu ve
elçisidir. Allah'tan başka hakkıyla ibâdete lâyık hiçbir ilâhın olmadığına ve
Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna şâhitlik ederim.
Bunun
üzerine iki melek:
Senin
(ölmeden önce) böyle söylediğini (Allah'ın birliğini ve Muhammed'in Allah'ın
elçisi olduğunu ikrar ettiğini) zaten biliyorduk, derler.
Sonra kabri, eni ve boyu yetmiş arşın genişletilir, sonra onun için aydınlatılır
ve kendisine: Uyu, denilir.
O (gördüğü büyük sevinçten dolayı):
Dönüp âileme haber vereyim mi? (yani sevinmeleri için
hâlimin güzel olduğunu ve benim için üzüntü ve keder olmadığını onlara haber
vereyim mi?) der.
Bunun üzerine iki
melek:
Onu
âilesinden en çok seven kişiden
başka kimsenin uyandırmadığı gelin-güvey
gibi uyu, derler.(Onun
kabrindeki hayatı taze bir gelinin hayatı gibi olur. Rahat uykusundan kendisini
sadece âile fertleri uyandırır. Yatağından kalkınca da uykusuna doymamış gibi
mahmurdur.)
O, Allah onu yatağından mahşere kaldırıncaya kadar (bu şekilde uyur).
Şayet münâfık ise:
İnsanların, "Muhammed Allah'ın elçisidir” dediklerini işittim ve ben de onlar
gibi söyledim. Ama gerçekten onun peygamber olup olmadığını bilmiyorum? der.
Bunun üzerine iki melek:
Senin
(ölmeden önce) böyle söylediğini (Allah'ın birliğini ve Muhammed'in Allah'ın
elçisi olduğunu ikrar etmediğini) zaten biliyorduk, derler.
(Sonra toprağa): Onu sıkıştır, denilir. Bunun üzerine toprak onu öyle bir
sıkıştırır ki, kaburga kemikleri birbirine geçer. Allah,
kıyâmette onu
yattığı yerden diriltinceye kadar ona böyle azap edilir."
( Tırmizî, hadis no: 1071, Elbânî de "Silsiletu'l-Ehâdîsi's-Sahîha", hadis no:
1391'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
Hadiste,
mü'minin kabrindeki uykusunun, gelin-güveyin uykusuna
benzetilmesinin sebebi; onun hayatının çok güzel olacağını belirtmek içindir.
(Tuhfetu'l-Ahvezî )
Bu sayılanlar, mü'minin kabrinde iken müreffeh hayat yaşayacağı nimetlerden
bazılarıdır.Allah Teâlâ'dan bizleri onlardan kılmasını dileriz.
Yine de en iyisini Allah Teâlâ bilir.