Hamd, yalnızca Allah'adır.
45325 nolu sorunun cevabında kabir azabına götüren bu sebepler zikredilmişti.
Burada kabir azabına götüren birtakım günahları, Kur'an ve sahih sünnetten
delilleri ile birlikte zikredeceğiz.
Bu günahlardan bazıları şunlardır:
1.
Allah Teâlâ'ya ortak koşmak (şirk) ve O'nu inkâr etmek (küfür).
Nitekim Allah Teâlâ Firavun âilesi hakkında şöyle buyurmuştur:
( النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوّاً وَعَشِيّاً وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ
أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ)
[ سورة
غافر الآية :46 ]
“Onlar
(Firavun âilesi, kabirlerinde azap olunurlar ve hesap gününe kadar) sabah- akşam
ateşe sunulurlar: Kıyâmetin kopacağı gün de (yaptıkları kötü amellerine karşılık
olarak) Firavun âilesini en şiddetli azaba sokun!"
( Ğâfir Sûresi: 46 )
Allah Teâlâ yine bu konuda şöyle buyurmuştur:
(.... وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلائِكَةُ
بَاسِطُو أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ
الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ
آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ) [ سورة الأنعام من الآية: ٩٣ ]
“(Ey Muhammed!) O zâlimleri, ölümün korkunç dehşeti ile boğuşurken, (canlarını
alacak olan) melekler de ellerini uzatmış bir halde onlara: ‘Haydi düştüğünüz şu
durumdan kendinizi kurtarın![1]
Allah’a karşı gerçek olmayanı söylemenizden (iftira etmenizden) dolayı sizler,
bugün en alçaltıcı azapla cezâlandırılacaksınız” derlerken onların halini bir
görmüş olsaydın.”
( En'âm Sûresi: 93 )
Bunun sebebi
ise, kâfir eceli geldiği zaman melekler kendisine onu azapla, işkencelerle,
boynuna geçirilecek ateşten halkalar ve zincirlerle, azgın ateşle ve Allah
Teâlâ'nın kendisine gazap etmesiyle müjdelerler.Ardından kâfirin ruhu bedenine
yayılmaya başlar ve bedeninden çıkmamak için direnir.Bunun üzerine melekler,
ruhu bedeninden çıkıncaya kadar ona vurmaya başlarlar ve ona şöyle derler:
( ... أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا
كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ آيَاتِهِ
تَسْتَكْبِرُونَ) [ سورة الأنعام من الآية: ٩٣ ]
“Haydi düştüğünüz şu durumdan kendinizi kurtarın! Allah’a karşı gerçek olmayanı
söylemenizden (iftira etmenizden) dolayı sizler, bugün en alçaltıcı azapla
cezâlandırılacaksınız derlerken onların halini bir görmüş olsaydın.” ( En'âm
Sûresi: 93 )
Şirkin kabir
azabının sebeplerinden birisi olduğuna delâlet eden delillerden birisi de Zeyd
b. Sâbit'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadistir.
Zeyd b. Sâbit
-Allah ondan râzı olsun- bu konuda şöyle demiştir:
((
بَيْنَمَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فِي حَائِطٍ لِبَنِي النَّجَّارِ عَلَى
بَغْلَةٍ لَهُ وَنَحْنُ مَعَهُ إِذْ حَادَتْ بِهِ فَكَادَتْ تُلْقِيهِ، وَإِذَا
أَقْبُرٌ سِتَّةٌ أَوْ خَمْسَةٌ أَوْ أَرْبَعَةٌ، فَقَالَ: مَنْ يَعْرِفُ أَصْحَابَ
هَذِهِ الْأَقْبُرِ؟ فَقَالَ رَجُلٌ: أَنَا، قَالَ: فَمَتَى مَاتَ هَؤُلاَءِ؟
قَالَ: مَاتُوا فِي الْإِشْرَاكِ. فَقَالَ:
إِنَّ هَذِهِ الْأُمَّةَ تُبْتَلَى فِي قُبُورِهَا، فَلَوْلاَ أَنْ لاَ تَدَافَنُوا
لَدَعَوْتُ اللَّهَ أَنْ يُسْمِعَكُمْ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ الَّذِي أَسْمَعُ
مِنْهُ. ثُمَّ أَقْبَلَ عَلَيْنَا بِوَجْهِهِ فَقَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ
عَذَابِ النَّارِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ النَّارِ. فَقَالَ:
تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ
عَذَابِ الْقَبْرِ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ
مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ الْفِتَنِ مَا ظَهَرَ
مِنْهَا وَمَا بَطَنَ. قَالَ: تَعَوَّذُوا بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ
الدَّجَّالِ. قَالُوا: نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ فِتْنَةِ الدَّجَّالِ )) [ رواه مسلم
]
“Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- kendisine âit bir katırın üzerinde Neccar
oğullarına âit bahçeden geçerken ve bizler onunla birlikte iken katırı yoldan
saptı, neredeyse Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'i yere atıyordu.O
sırada önümüzde bir de ne görelim altı veya beş veyahut da dört kabir vardı.
Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-: Bu kabir sahiplerini kim
tanıyor? diye sordu. Orada bulunanlardan birisi:Ben, tanıyorum, dedi.Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem-: Bunlar ne zaman öldüler? diye sordu. Adam: Şirk
zamanında öldüler, dedi. Bunun üzerine Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-
şöyle buyurdu: Şüphesiz bu ümmet, kabirlerinde imtihan olunacaktır.Şayet
(işittiğinizde) birbirinizi defnetmemenizden endişe etmeseydim, şahsen
işittiğim kabir azabını size de işittirmesi için Allah'a duâ ederdim.Ardından
yüzünü bize dönerek: Cehennem azabından Allah'a sığının, dedi.(Sahâbe): Cehennem
azabından Allah'a sığınırız, dediler. Kabir azabından Allah'a sığının,
dedi.(Sahâbe): Kabir azabından Allah'a sığınırız, dediler.Fitnelerin açık ve
kapalı olanından Allah'a sığının, dedi. (Sahâbe): Fitnelerin açık ve kapalı
olanından Allah'a sığınırız, dediler. Deccâl'in fitnesinden Allah'a sığının,
buyurdu. (Sahâbe): Deccâl'in fitnesinden Allah'a sığınırız, dediler." ( Müslim,
hadis no: 2867 )
Hadiste
geçen:
((
مَاتُوا فِي الْإِشْرَاكِ ))
"Şirk
zamanında öldüler." Sözü, şirkin, kabir azabının sebeplerinden birisi olduğuna
delildir.
2. Nifâk
(münâfıklık), kabir azabının sebeplerinden birisidir.
Münâfıklar,
insanlar içerisinde kabir azabına en lâyık kimselerdir. Nasıl olmasınlar ki!
Onlar cehennemin en alt tabasında azap göreceklerdir.
Nitekim Allah
Teâlâ onlar hakkında şöyle buyurmuştur:
( وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ
مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ
مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ) [ سورة التوبة الآية:
101
]
"Çevrenizdeki
bedevîlerden ve Medine halkından öyle münafıklar vardır ki onlar münâfıklıkta
mahâret kazanmışlar (ve bu konuda azgınlaşmışlar)dır.(Ey Muhammed!) Sen onları(n
işlerini) bilemezsin, ama biz pek iyi biliriz.Biz, onlara (dünyada öldürülmek ve
rezil edilmekle, öldükten sonra da kabir azabı ile olmak üzere) iki defa azap
edeceğiz. Sonra da (kıyâmet günü) müthiş bir azaba itileceklerdir." ( Tevbe
Sûresi: 101 )
Katâde ve
Rabî' b. Enes, Allah Teâlâ'nın:
سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ))
: "Biz, onlara iki defa azap edeceğiz"
"Birincisi
dünyada, ikincisi ise kabir azabıdır." şeklinde tefsir etmişlerdir.
İki meleğin
sorgusu ve kabir fitnesi hakkında rivâyet edilen hadisin birçok rivâyetinde
münâfık veya şüpheci ismi açıkça belirtilmiştir.
Nitekim Enes
b. Mâlik'in -Allah ondan râzı olsun- rivâyet ettiği hadiste, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
الْعَبْدُ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتُوُلِّيَ وَذَهَبَ أَصْحَابُهُ حَتَّى
إِنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ فَأَقْعَدَاهُ
فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ مُحَمَّدٍ صلى الله
عليه وسلم
؟
فَيَقُولُ: أَشْهَدُ أَنَّهُ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ. فَيُقَالُ: انْظُرْ إِلَى
مَقْعَدِكَ مِنْ النَّارِ! أَبْدَلَكَ اللَّهُ بِهِ مَقْعَدًا مِنْ الْجَنَّةِ
قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم:
فَيَرَاهُمَا جَمِيعًا، وَأَمَّا الْكَافِرُ أَوْ الْمُنَافِقُ فَيَقُولُ: لاَ
أَدْرِي كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ. فَيُقَالُ: لاَ دَرَيْتَ وَلاَ
تَلَيْتَ. ثُمَّ يُضْرَبُ بِمِطْرَقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ ضَرْبَةً بَيْنَ أُذُنَيْهِ
فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا مَنْ يَلِيهِ إِلاَّ الثَّقَلَيْنِ )) [ رواه
البخاري ]
"Kul,
kabrine konduğu ve arkadaşları geri dönüp gittiklerinde onların ayakkabılarının
seslerini işitir. İki melek kendisine gelip onu oturtarak: Şu adam
Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem- hakkında ne
derdin? diye sorarlar. Mü'min: Onun, Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şehâdet
ederim, diye cevap verir.Bunun üzerine ona: Cehennemdeki yerine bak! Allah, onun
yerine sana cennetten bir yer verdi, denilir. Peygamber -sallallahu
aleyhi ve sellem- buyurdu ki: O (cennet ve
cehennemdeki) iki makamını birlikte görür. Kâfir veya münâfık ise şöyle cevap
verir: Bilmiyorum. Ben, insanların dedikleri gibi diyordum. Bunun üzerine ona
şöyle denilir: Ne hak ve doğru olanı bildin, ne de Kur'an'ı okudun. Sonra iki
kulağının arasına demir bir balyozla öyle vurulur ki haykırıp feryat koparır.
Öyle ki insanlar ve cinler dışında, onlara yakın olan hayvanlar ve melekler bu
feryadı işitir." (
Buhârî, hadis no: 1273 )
Esmâ binti Ebî Bekr'in -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet ettiği
hadiste ise, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
(( مَا مِنْ شَيْءٍ لَمْ أَكُنْ رَأَيْتُهُ إِلاَّ قَدْ رَأَيْتُهُ فِي مَقَامِي
هَذَا حَتَّى الْجَنَّةَ وَالنَّارَ، وَإِنَّهُ قَدْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّكُمْ
تُفْتَنُونَ فِي الْقُبُورِ قَرِيبًا أَوْ مِثْلَ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ،
- لاَ أَدْرِي أَيَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيُؤْتَى أَحَدُكُمْ فَيُقَالُ:
مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ؟ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ أَوْ الْمُوقِنُ - لاَ
أَدْرِي أَيَّ ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيَقُولُ: هُوَ مُحَمَّدٌ هُوَ رَسُولُ
اللَّهِ، جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى فَأَجَبْنَا وَأَطَعْنَا -ثَلاَثَ
مِرَارٍ- فَيُقَالُ لَهُ: نَمْ قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ إِنَّكَ لَتُؤْمِنُ بِهِ،
فَنَمْ صَالِحًا. وَأَمَّا الْمُنَافِقُ أَوْ الْمُرْتَابُ - لاَ أَدْرِي أَيَّ
ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ- فَيَقُولُ: لاَ أَدْرِي، سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ
شَيْئًا فَقُلْتُ )) [ رواه البخاري ومسلم ]
"Ben, şu
makamımda görmediğim hiçbir şey yoktur. Hatta cennet ve cehennemi bile gördüm.
Andolsun ki sizin, Deccâl'in fitnesine yakın veya benzer bir şekilde kabirlerde
imtihan olunacağınız bana vahyedildi. Mü'min veya müslüman -Esmâ'nın, yakın mı
yoksa benzer mi dediğini bilmiyorum-. Sizden birinize kabrinde iki melek gelecek
ve ona şöyle diyecektir: Bu adamı (Muhammed'i) nasıl bilirsin? Mü'min veya
yakînen inanan kimseye gelince, -Esmâ'nın, mü'min mi yoksa yakînen inanan kimse
mi dediğini bilmiyorum-. O şöyle diyecektir: Muhammed, Allah'ın elçisidir. O,
bize mucizeler ve hidâyet getirdi, biz de onun dâvetini kabul edip ona itaat
ettik. -Üç defa. Bunun üzerine ona şöyle denilir: Uyu. Zaten biz senin ona îmân
ettiğini biliyorduk.Güzel bir şekilde uyu.Münâfık veya şüpheci kimseye gelince,
-Esmâ'nın, münâfık mı yoksa şüpheci kimse mi dediğini bilmiyorum- o şöyle
diyecektir: Bilmiyorum. İnsanların bir şeyler söylediklerini işittim, ben de
öyle söyledim." ( Buhârî ve Müslim )
3. Allah
Teâlâ'nın helâl kıldığını haram kılmak, haram kıldığını da helâl kılmak
sûretiyle Allah Teâlâ'nın dînini değiştirmek, kabir azabının sebeplerinden
birisidir.
Allah
Teâlâ'nın dînini değiştirmenin, kabir azabının sebeplerinden birisi olduğuna,
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in hadisi delâlet etmiştir.
Nitekim Ebu
Hureyre'den -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((
رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَيٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي
النَّارِ، وَكَانَ أَوَّلَ مَنْ سَيَّبَ السَّوَائِبَ )) [ رواه البخاري ]
"Ben,Amr b.
Âmir b. Luhay el-Huzâî'yi, cehennemde barsaklarını sürüklerken gördüm. Çünkü o,
salma hayvanları, putlara adak olsun diye ilk salıveren (sâibe bırakan) kimse
(bunu yapanların önderi) idi." ( Buhârî, hadis no: 4623 )
Hadiste geçen
'Sâibe'den kasıt; deve, sığrı veya koyundur.Mekkeliler bu hayvanları meralara
salarlardı. Bu havyanların üzerine binilmez, etleri yenilmez ve üzerinde bir şey
taşınmazdı. Bazıları ise malından bir şeyleri adak olarak adar ve onu sâibe
kılardı.
Şeyhul-İslâm
İbn-i Teymiyye -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Araplar,
İbrahim ve İsmail -aleyhimasselâm-'ın inşa etmiş olduğu Beytullah'a komşu olan
İsmâil ve başkasının neslinden olan kimselerdir.Onlar, İbrahim -aleyhisselâm-'ın
dîni üzere olan hanif kimseler idiler.Taki Huzâa kabilesinin ileri geleni olan
Amr b. Luhay onların dînini değiştirdi.Amr b. Luhay, İbrahim -aleyhisselâm-'ın
dînini ilk olarak şirkle değiştiren ve Allah'ın haram kılmadığı şeyleri haram
kılan kimsedir.Bunun içindir ki Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- bu
konuda şöyle demiştir:
((
رَأَيْتُ عَمْرَو بْنَ عَامِرِ بْنِ لُحَيٍّ الْخُزَاعِيَّ يَجُرُّ قُصْبَهُ فِي
النَّارِ ))
"Ben, Amr b.
Âmir b. Luhay el-Huzâî'yi, cehennemde barsaklarını sürüklerken gördüm." (
'Dekâiku't-Tefsîr', cilt: 2, sayfa: 71 )
4. İdrar
sıçrantısından korunmamak ve insanların arasını bozmak amacıyla koğuculuk
yapmak, insanlar arasında laf taşımak, kabir azabının sebeplerinden birisidir.
Nitekim
Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre, o şöyle demiştir:
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:
((
إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ، أَمَّا أَحَدُهُمَا
فَكَانَ لاَ يَسْتَتِرُ مِنْ الْبَوْلِ، وَأَمَّا الْآخَرُ فَكَانَ يَمْشِي
بِالنَّمِيمَةِ، ثُمَّ أَخَذَ جَرِيدَةً رَطْبَةً فَشَقَّهَا نِصْفَيْنِ، فَغَرَزَ
فِي كُلِّ قَبْرٍ وَاحِدَةً، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ! لِمَ فَعَلْتَ هَذَا؟
قَالَ: لَعَلَّهُ يُخَفِّفُ عَنْهُمَا مَا لَمْ يَيْبَسَا ))
[
رواه البخاري ومسلم ]
'Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir
(kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o
şey, büyük günah idi.' Onlardan birisi, idrar sıçrantısına karşı korunmazdı.
Diğeri ise (insanlar arasında) laf getirip-götürürdü. Peygamber-sallallahu
aleyhi ve sellem- sonra yaş bir dalını alarak ortasından ikiye ayırdı ve her bir
parçasını bir kabrin üzerine dikti. Sahâbe: Ey Allah'ın elçisi! Bunu niçin
yaptın? diye sorduklarında o şöyle buyurmuştur: Bu iki dal, yaş kaldıkça o
ikisinden azabın hafifletimesini ümit ederim." ( Buhârî, hadis no: 218, Müslim,
hadis no: 292 )
Yine,
Abdullah b. Abbas'tan -Allah ondan ve babasından râzı olsun- rivâyet olunduğuna
göre, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
((إِنَّ عَامَّةَ عَذَابِ الْقَبْرِ مِنَ الْبَوْلِ فَتَنَزَّهُوا عَنْهُ )) [
أخرجه الدار قطني وصححه الألباني
في صحيح الترغيب والترهيب
]
"Şüphesiz ki kabir azabının geneli, idrar sebebiyledir. O halde idrardan
sakının/uzak durun." ( Dârekutnî rivâyet etmiş, Elbânî de 'Sahîhu't-Terğîb
ve't-Terhîb', cilt: 1, sayfa: 152'de hadisin sahih olduğunu belirtmiştir.)
5. Gıybet
(müslüman kardeşini, onun hoşuna gitmeyen bir şeyle anman), kabir azabının
sebeplerinden birisidir.
Bunun içindir ki İmam Buhârî, "Kitâbu'l-Cenâiz'de "Kabir azabı, gıybet ve idrar
sebebiyledir" sözüyle açıklamış, sonra bu bölümde, -gıybet lafzı değil de
koğuculuk lafzı geçmesine rağmen- yukarıda geçen iki kabir sahibinin hadisini
rivâyet etmiştir.Fakat Buhârî'nin âdeti olduğu üzere, o hadisin diğer
rivâyetlerine işâret ederdi.
Nitekim Ebu Bekra'dan -Allah ondan râzı olsun- rivâyet olunduğuna göre, o
şöyle
demiştir:
"Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- iki kabre uğradı ve şöyle buyurdu:
(( إِنَّهُمَا لَيُعَذَّبَانِ، وَمَا يُعَذَّبَانِ فِي كَبِيرٍ، أَمَّا أَحَدُهُمَا
فَيُعَذَّبُ فِي الْبَوْلِ، وَأَمَّا الْآخَرُ فَيُعَذَّبُ فِي الْغَيْبَةِ )) [
رواه أحمد وصححه الألباني في صحيح الترغيب والترهيب ]
'Şüphesiz ki o ikisi azap çekiyorlar. Çektikleri azap da büyük bir şey değildir
(kolay olan, fakat ondan korunmaları nefislerine zor gelen bir şey idi.) Oysa o
şey, büyük günah idi.Onlardan birisi,idrar sebebiyle azap çekiyor.Diğeri ise
gıybet sebebiyle azap çekiyor." ( İmam Ahmed rivâyet etmiş, Elbânî de
'Sahîhu't-Terğîb ve't-Terhîb', cilt: 1, sayfa: 66'da hadisin sahih olduğunu
belirtmiştir.)
6. Yalan
söylemek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.
Nitekim
Semure b. Cundub'un
-Allah ondan râzı olsun-
rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((
فَانْطَلَقْنَا، فَأَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُسْتَلْقٍ لِقَفَاهُ، وَإِذَا آخَرُ
قَائِمٌ عَلَيْهِ بِكَلُّوبٍ مِنْ حَدِيدٍ، وَإِذَا هُوَ يَأْتِي أَحَدَ شِقَّيْ
وَجْهِهِ فَيُشَرْشِرُ شِدْقَهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرَهُ إِلَى قَفَاهُ ،
وَعَيْنَهُ إِلَى قَفَاهُ، قَالَ: ثُمَّ يَتَحَوَّلُ إِلَى الْجَانِبِ الْآخَرِ
فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ بِالْجَانِبِ الْأَوَّلِ ، فَمَا يَفْرُغُ مِنْ
ذَلِكَ الْجَانِبِ حَتَّى يَصِحَّ ذَلِكَ الْجَانِبُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ
عَلَيْهِ فَيَفْعَلُ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الْأُولَى، قَالَ: قُلْتُ
سُبْحَانَ اللَّهِ مَا هَذَانِ؟ ))
"Yürüdük,
sonunda sırt üstü uzanmış bir adama vardık. Başucunda ise ayakta elinde demir
bir çengel vardı.Bu
adam çengeli avurtunun
içinden
ensesine kadar sokuyordu.
Burnunun içinden ensesine kadar sokuyordu. Gözünün içinden ensesine kadar
sokuyordu. Sonra da yüzünün bir tarafına yaptığını, diğer tarafına da
yapıyordu.Bir tarafı iyi olunca, o zaman bu tarafa dönüp tekrar aynısını
yapıyordu.
Ben: Subhanallah, bu ikisi de nedir? dedim.
Sonra
Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- hadisin sonunda azap gören bu kimse
hakkında şöyle buyurmuştur:
((وَأَمَّا الرَّجُلُ الَّذِي
أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُشَرْشَرُ شِدْقُهُ إِلَى قَفَاهُ، وَمَنْخِرُهُ إِلَى قَفَاهُ،
وَعَيْنُهُ إِلَى قَفَاهُ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ يَغْدُو مِنْ بَيْتِهِ فَيَكْذِبُ
الْكَذْبَةَ تَبْلُغُ الْآفَاقَ
)) [ رواه البخاري ]
"Demir çengel ile avurtunun
içinden sokulup
ensesine kadar paçalanan,
burnunun içinden sokulup ensesine kadar parçalanan, gözünün içinden sokulup
ensesine kadar parçalanan adam adam, yalancıdır.Yalan
konuşur, kendisinden her tarafa yalan taşınırdı.
(İşte bu sebeple kıyâmet gününe kadar ona böyle azap edilir.)" ( Buhârî, hadis
no:7074 )
7. Kur'an'ı
öğrendikten sonra onu terketmek ve farz namazı uyuyarak geçirmek, kabir azabının
sebeplerinden birisidir.
Nitekim
Semure b. Cundub'un
-Allah ondan râzı olsun-
rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((
وَإِنَّا أَتَيْنَا عَلَى رَجُلٍ مُضْطَجِعٍ وَإِذَا آخَرُ قَائِمٌ عَلَيْهِ
بِصَخْرَةٍ، وَإِذَا هُوَ يَهْوِي بِالصَّخْرَةِ لِرَأْسِهِ فَيَثْلَغُ رَأْسَهُ
فَيَتَهَدْهَدُ الْحَجَرُ هَا هُنَا فَيَتْبَعُ الْحَجَرَ، فَيَأْخُذُهُ فَلاَ
يَرْجِعُ إِلَيْهِ حَتَّى يَصِحَّ رَأْسُهُ كَمَا كَانَ، ثُمَّ يَعُودُ عَلَيْهِ
فَيَفْعَلُ بِهِ مِثْلَ مَا فَعَلَ الْمَرَّةَ الْأُولَى، قَالَ: قُلْتُ لَهُمَا:
سُبْحَانَ اللَّهِ! مَا هَذَانِ؟ ))
"Biz,
sırt üstü uzanmış bir adama vardık. Başucunda ise ayakta elinde taş bulunan bir
adam vardı, taşla başını parçalıyordu.Taşı
vurduğunda taş yuvarlanıp gidiyor, o da taşı almak için arkasından gidiyordu,
tekrar geri geldiğinde başı iyi olup eski halini alıyor, adam tekrar gelip
önceki yaptığının aynısını
yapıyordu.
Ben:
Subhanallah! Bu
ikisi de
nedir?
dedim.
Peygamber
-sallallahu aleyhi ve sellem- hadisin sonunda bu kimse hakkında şöyle
buyurmuştur:
((
وَالَّذِي رَأَيْتَهُ يُشْدَخُ رَأْسُهُ، فَرَجُلٌ عَلَّمَهُ اللَّهُ الْقُرْآنَ،
فَنَامَ عَنْهُ بِاللَّيْلِ وَلَمْ يَعْمَلْ فِيهِ بِالنَّهَارِ، يُفْعَلُ بِهِ
إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ))
"Başının taşla parçalandığını gördüğün adam, Allah kendisine Kur’an'ı öğrettiği
halde,
uykuyu
Kur'an'a tercih eder, gündüz
de Kur’an-ı Kerim'e göre hareket etmezdi. İşte bu nedenle ona kıyâmet gününe
kadar böyle azap edilir."
Başka
bir rivâyette ise şöyle buyurmuştur:
(( أَمَّا الرَّجُلُ الْأَوَّلُ
الَّذِي أَتَيْتَ عَلَيْهِ يُثْلَغُ رَأْسُهُ بِالْحَجَرِ، فَإِنَّهُ الرَّجُلُ
يَأْخُذُ الْقُرْآنَ فَيَرْفُضُهُ وَيَنَامُ عَنْ الصَّلاَةِ الْمَكْتُوبَةِ
))
"Yanına geldiğinde başının taşla parçalandığını gördüğün birinci adam, Kur’an'ı
öğrendiği halde, ona reddeden ve farz namazı kılmadan uyuyan kimsedir." (Buhârî,
hadis no:7076 )
Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- bu konuda şöyle demiştir:
"Bu ikinci rivâyetin, birinci rivâyetten daha açık olduğunu belirtmiştir.Çünkü
birinci rivâyetin zâhirine bakılırsa, bu kimse geceleyin Kur'an okumayı
terkettiğinden dolayı azap görür.İkinci rivâyet ise, farz namazı kılmadan
uyuduğundan dolayı azap göreceğine delâlet etmektedir."
Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- devamla şöyle demiştir:
"Azabın, her iki durum için yani Kur'an okumayı terketmesi ve Kur'an'a göre
hareket etmemesi sebebiyle olması muhtemeldir."
Hâfız İbn-i Hacer -Allah ona rahmet etsin- yine şöyle demiştir:
"İbn-i Hubeyre demiştir ki: Kur'an'ı ezberledikten sonra onu reddetmek, büyük
bir cinâyettir.Çünkü bu durum, Kur'an'da reddedilmesi gereken şeyin olduğu
zannını vermektir.Bu kimse, en değerli şeyi reddedince, insan bedeninin en
şerefli yeri olan başı taşla parçalanmak sûretiyle cezalandırılmıştır."
(Fethu'l-Bârî, cilt: 3, sayfa: 251 )
8. Fâiz
yemek, kabir azabının sebeplerinden birisidir.
Nitekim
Semure b. Cundub'un
-Allah ondan râzı olsun-
rivâyet ettiği uzunca hadiste, Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurmuştur:
((فَانْطَلَقْنَا فَأَتَيْنَا عَلَى
نَهَرٍ حَسِبْتُ أَنَّهُ كَانَ يَقُولُ أَحْمَرَ مِثْلِ الدَّمِ وَإِذَا فِي
النَّهَرِ رَجُلٌ سَابِحٌ يَسْبَحُ وَإِذَا عَلَى شَطِّ النَّهَرِ رَجُلٌ قَدْ
جَمَعَ عِنْدَهُ حِجَارَةً كَثِيرَةً وَإِذَا ذَلِكَ السَّابِحُ يَسْبَحُ مَا
يَسْبَحُ ثُمَّ يَأْتِي ذَلِكَ الَّذِي قَدْ جَمَعَ عِنْدَهُ الْحِجَارَةَ
فَيَفْغَرُ لَهُ فَاهُ فَيُلْقِمُهُ حَجَرًا فَيَنْطَلِقُ يَسْبَحُ ثُمَّ يَرْجِعُ
إِلَيْهِ كُلَّمَا رَجَعَ إِلَيْهِ فَغَرَ لَهُ فَاهُ فَأَلْقَمَهُ حَجَرًا
فَقُلْتُ: مَا هَذَا؟))